17.07.2024 - EHLİ SÜNNET MEDYA
Ehli Sünnet Medya

Tağut dosyası 5- Oy vermek şirk midir?

Daha önceki videolarda Tağut kurgusunu ve Türkiye’ye İngilizler eliyle nasıl yayıldığını deşifre etmiş, Tağutun put, ibadet edilen şey, kahin sihirbaz gibi manalarda kullanıldığını, bir istisna olarak Kab b. Eşref hakkında da Tağut nitelemsi yapıldığını ayetleri vererek aktarmıştım. Bunun dışında Kur’an, Peygamber Efendimiz ve sahabeden, tabiinden hiç kimsenin zalim de kafir de olsa herhangi bir yönetici ve ülke için, idareciler hakkında Tağut ifadesinin kullanıldığını göremiyoruz”

Şöyle bir itiraz var, Maide 44. ayette Kab b. Eşreften bahsediyor. O da bir insandır. Ve Tövbe suresi 31. Ayetinde insana tapıldığından bahsediyor, tefsirinde Peygamber efendimizin ise bunların haramları helal kılan insanlar olduğunu beyan ediyor. İşte o da yöneticilerdir. Allah’ın haramlarını helal kılıyolar, zina kumar, fuhuş serbest, Allah’ın hükümlerine aykırı kanun çıkartıyolar, siz de onları destekliyosunuz..” diyolar. Şimdi bakalım bu ayet bize gerçekte ne diyor? Neden Kab b. Eşref’e tağut deniyor görelim:

Maide 44. ayeti

اِنَّٓا اَنْزَلْنَا التَّوْرٰيةَ ف۪يهَا هُدًى وَنُورٌۚ

İçinde nur ve hidayet olan Tevratı biz indirdik. (Bir kutsal kitaptan bahsediyor)

يَحْكُمُ بِهَا النَّبِيُّونَ الَّذ۪ينَ اَسْلَمُوا لِلَّذ۪ينَ هَادُوا وَالرَّبَّانِيُّونَ وَالْاَحْبَارُ بِمَا اسْتُحْفِظُوا مِنْ كِتَابِ اللّٰهِ وَكَانُوا عَلَيْهِ شُهَدَٓاءَۚ

Ve şimdi bir kutsal kitapla kimlerin hükmedeceğini, kimlerin bu kutsal kitaba bakarak helal haram hükmü belirlediğini, hüküm verdiğini beyan ediyor:

يَحْكُمُ بِهَا Onunla hükmediyor

النَّبِيُّونَ الَّذ۪ينَ اَسْلَمُوا لِلَّذ۪ينَ هَادُو Teslim olmuş peygamberler Yahudilere onunla hükmediyor… BAŞKA

وَالرَّبَّانِيُّونَ zahid alimler, BAŞKA وَالْاَحْبَارُ (ruhban) alimler NE İÇİN:

بِمَا اسْتُحْفِظُوا مِنْ كِتَابِ اللّٰهِ وَكَانُوا عَلَيْهِ شُهَدَٓاءَۚ Şahit oldukları ve kitabı koruyucu oldukları için

Bu ayette, kitapla hükmedenler yani Allah adına helal haram hükümlerini ortaya koyanlar arasında kimleri saydı: Peygamberler, zahid Rabbani alimler ve din adamları. Ayette bir idareci, melik, hükümdar sıfatı geçti mi? Yok. Bu selefiler uyduruk bir TEVHİD MEALİ hazırlamışlar. Orada ayete ekledikleri açıklamada diyor ki:

“Allah’ın (cc) indirdiği Kitaplara imanın gereği olarak, yönetici makamında olanların ve insanları yönlendiren âlimlerin Kitap’la hükmetmesi gerekir. Kitap’la hükmetmeyi terk etmek, imanı bozmak olduğundan Allah (cc), böylelerine “kâfir” demiştir.”

Allah’ın kitabını nasıl tahrif ediyorlar görüyor musunuz? Elbette ki İslam’ın hükmettiği bir yerde yöneticiler Allah’ın kitabıyla hükmedecek lakin bu ayette hüküm makamındakileri belirtiyor ve bir idareciden bahsetmiyor. İdareci de aynı zamanda ayettte belirtilen alimlerden olursa o başka. Hazreti Ömer radıyallahu anh gibi…

TEVBE 31 VE İLAH EDİNENLER

Şimdi bu gerçekler ışığında Tövbe 31. ayete bakacağız: “Allah’ı bırakıp da din âlimlerini, rahiplerini, özellikle Meryem oğlu Mesîh’i rab edindiler. -Bu ayette yine ahbar ve ruhban buyurarak iki taifeden bahsetti ki bunlar din alimleridir. O hadis-i şerife bakalım:

Adî b. Hâtim ile Hz. Peygamber arasında bu âyet hakkında şöyle bir konuşma geçtiği rivayet olunmuştur: – “Yâ Resûlellah! Biz onlara kulluk etmiyorduk ki! – “Peki, onlar size istediklerini helâl, istediklerini haram kılıyorlar ve siz de onlara uyuyor değil miydiniz?” – “Evet!” – “İşte burada söylenen de odur” (Zemahşerî, II, 149; Râzî, XVI, 37).

Bakın yine kimlerden bahsetti: Din alimlerinden. Kab bin eşref te din alimidir. Neden alimlerden bahsediyor: Çünkü o makamda bulunan kişi Allah adına konuşuyor. Diyor ki dinde bu helaldir, dinde bu haramdır. Yani bunu Allah helal kılmıştır diyor… Peki Allah’ın haram kıldığını bu alim helal gösterirse ne olur? Allah’a iftira etmiş olur, Allah’ın hükmünü değiştirmiş olur, Allah adına yalan uydurmuş olur. Onlara inananlar da Allah’ı değil onu hüküm koyucu olarak kabul etmiş sayılır.

Ayetler ve bu hadis-i şerif açıkça bize bunu gösteriyor. Adamlar kalkıp bunu yönetilecilere yapıştırıyor. Hatta şöyle diyeni duydum:

“Rabler edindiler diyor ya ayette: Allahtan başka kanun yapan kişi ilahlık davasındadır, onu destekleyen de onu rab edinmiştir.”

Ayetler neyden bahsediyor: Allah’ın hükümlerini değiştiren din alimlerinden…

SERBEST BIRAKMAK HELAL KILMAK MI?

Şimdi beyin fonksiyonlarını çalıştırıp düşünün: Bu bozuk sistemin başında bulunan herhangi bir kişi, bir kanun çıkarttığı zaman bunu ne adına çıkartıyor? Din adına mı? Yok… Sistem içinde çıkan bir kanun oluyor.

Mesela içki serbest diye bir kanun var. Adam diyor ki içkiyi helal kıldılar… Bu kadar sığ bir düşünce olur mu? Bu kanun din adına mı yapıldı? Allah adına mı hüküm verildi? İslam’da artık içki serbesttir mi denildi? Allah’ın hükmü budur mu denildi… yok… Devletin imamları hocaları diyanet bile içkinin haram olduğunu söylüyor zaten. Nasıl oluyo da içkiyi helal kıldılar diyebiliyorsunuz?

Yani bu iddianız ayetlere tamamen ters. Ayetler din adamlarından, alimlerden bahsediyorken siz yöneticiler diyorsunuz ve bunu İslami olmayan bir sistemin başındaki yöneticilere uyarlıyorsunuz. İslami olmayan bir sistemde bir şeyin serbest bırakılması helal kılınması değildir. Çünkü din adına verilen bir karar değildir.
-Şunu sorabilirsiniz: Yapılan yanlış kanunların yapana bir vebali yok mudur? Elbette vardır. Herkes ne ektiyse ahirette onu biçecek…

PEYGAMBER YÖNETİME TALİP OLMADI İDDİASI

Başka bir itiraz: Hz. Peygamber yönetime talip olsaydı Mekke müşriklerinin başına geçerdi diyolar… Bir bi örnek verince “peygamberle mi kıyaslıyorsunuz” diyorlar, kendileri şu bozuk sistemin başına geçen birisini hz. Peygamberle kıyaslıyor. Hz. Peygambere gel başımıza geç şeriatı tatbik et demediler ki. Getirdiğin kitabı bırak gel başımıza geç dediler. İstersen en zenginimiz yapalım dediler. Resulüllah sallallahu aleyhi ve sellemin Peygamberliğinden taviz vermesini istediler. Böyle birşey mümkün mü? Allah tarafından verilmiş bir görev… O ne dedi: Bir elime güneşi verseniz, bir elime ayı verseniz yine davamdan vazgeçmem… İkisi aynı şey miymiş… Elbette hayır.

Madem Resulüllah’tan örnek vereceğiz, Resulüllah aleyhisselam’ın Mekke’de müşrik olan amcası Ebu Talibin himayesinde tebliğ yaptığını konuşalım. Ebu Talibin nüfuzunun güçlü olmasının, yönetimde söz sahibi olmasının faydasını gördünüz mü? Peki, Resulüllah’ın Taif’den dönerken müşriklerden himaye talep etmesini konuşalım! Allah bana yeter deyip Mekke’ye girmeye çalışmıyor da himaye talep ediyor ve nihayetinde bir müşriğin himayesinde giriyor? Demek ki, bazı durumlarda bazı şeylerin göz önünde bulundurulması gerekiyor.

OY VERMEK SİSEMİ AYAKTA TUTMAK MI?

Oy vermek sistemi ayakta tutmak demektir diyorlar: En saçma iddia da bu olsa gerek. Çünkü oy vermeyince sistem çökmüyor… Bütün Müslümanlar anlaşıp oy vermekten uzak dursun, sistem çökecek mi? Hayır. Daha çok güçlendirenler başa gelecek ve seni yönetecek. Senin başına çökecek. Hindistan’da Müslümanlar niye zulüm görüyor? Pakistan’ı böldüler. Müslümanlar Hindistan’da azınlığa düştü. Mecliste yönetimde hiç sözleri yok. Bi ara sokaklarda nasıl Müslüman avladıklarını hepimiz gördük.

Oy verince sistemi-devleti desteklemiş oluyorsun diyen var. Böyle düşünenlerin çıkmazı şu: Eğer oy vermek sistemi desteklemek ise her attığın adımda sen devleti  destekliyorsun o zaman. Elindeki telefon, kart, yüklediğin kontör, aldığın internet, bağladığın elektrik, içtiğin su yani en ufak bir sakızda bile devlete vergi veriyorsun. E devlet bu vergilerle ayakta duruyor. Hemen şöyle diyor: Siz oy gönüllü veriliyor ama vergi zorla alınıyor… Hayır, istersen defolup gidersin ve vergi vermezsin. Ya da tüm imkanları bırakıp dağda yaşayacaksın. Devlete hiçbir katkın olmaz. Ve böyle düşünen birisi bu devleti terk etmenin yollarını aramalı, tüm gücünü buna sarf etmeli. Neden? Her verginde destek oluyorsun. Desteğin azı çoğu olmaz. Dolayısıyla bu iddiaları da çürük ve kendileriyle çeliştikleri bir saçmalıktır.

HÜKÜM YETKİSİ MECLİSE VERİYORSUNUZ İDDİASI

Oy verince hüküm yetkisini Allahtan alıp partiye veriyorsunuz iddiası da var: Seçimde sanki şeriat ile laiklik sistemi oylanıyormuş gibi konuşuyorlar. Şöyle olsaydı, Allah’ın hükümleri yürürlükte, şeriat hakim… dediler ki seçimde İslami nizam mı, laiklik sistemi mi? İstiyosunuz bunu oyluyoruz. Allah’ın sisteminin kalkmasını isteyip laiklik ve beşeri kanunların gelmesini arzu edenler bu iddiaya muhatap olabilirdi ama böyle bir şey söz konusu değil. Mevcut sistemin başına geçecek olanlar oylanıyor.

NEDEN OY VERİLİR?

Peki neden oy verilir? İşte en önemli nokta burası. Burayı anlayınca neden Müslümanları idareden uzak tutmak istediklerini anlayacaksınız:

Şimdi arkadaşlar, ayetlerdeki tağutu yorumlayarak Müslüman idarecileri tekfir ettiklerini biliyoruz. Dedim ki, Resulullah’ın ve sahabenin, akaid imamlarımızın böyle bir yaklaşımı olmadı. Neden? Çünkü bir örnek yoktu. Bakın… İslam tarihinde eşi benzeri görülmemiş bir yıkım yaşadı bizim ülkemiz. İslami olan herşeyin yok edilip aykırı olan he rşeyin getirildiği ve tüm kademelerinin ele geçirildiği bir ülke oldu. Halkı Müslüman ama şuuru elinden alınmış, yönetim şekli değiştirilmiş beşeri kanunlar getirilmiş. Böyle bir durumda, yani halkı Müslüman olan ama beşeri kanunlarla yönetilen, dinin devletten uzak tutulduğu bir sistemde “ben Müslümanın diyen” birilerinin yönetici olmasının İslam tarihinde bir örneği yok. O halde bunun fetvası nedir? İşte dananın kuyruğunun koptu yer burası. Daha önce ispat ettiğim üzere İngilizler bu açığı tespit ettiler. Refah yol hükumetinin devrilmesinden sonra Türkiye’de Müslümanları yönetimden uzaklaştırmak için tağut kurgusunu sahneye sürdüler. Şu videoyu mutlaka izleyin. Dünyadan örnekleri ve Türkiye’deki faaliyetin belgesini göstermiştim

Dedim ya bu durumun fetvası nedir? İngilizler Vehhabi kaynaklı fatva ile şirk dediler. Oy vermek, meclise girmek, yönetimde olmak şirktir dediler. Bu fetva kime ait? Vehhabilere ait…
Biz onların bu görüşüne, fetvasına uymak zorunda mıyız? Hayır değiliz. Vehhabi olmayan dünya İslam alimlerinin neredeyse hepsi bu görüşte değildir. Bizim ülkemizde ve dışında bulunan Ehli Sünnet olarak bildiğimiz alimlerin hiçbiri bu görüşte değildir. Bırakın “ben Müslümanım” diyen bir idarecinin tekfir edilmesini başarılı olduğu zaman arayıp tebrik etmişler, dua etmişlerdir.

Dolayısıyla biz, bu cahillerin değil de çok büyük alim kitlesinin fetvasına uysak vebale girmiş olur muyuz? Olmayız… Yani sadece bu bile yeter… Ama neden oy verdiğimizin sebebini de bilirsek niyeti sağlam tutmaktır:

Değerli arkadaşlar… Bu bozuk sistemin içinde partiyle şeriat gelmez. Partinin fonksiyonu Müslümanlara himayedir. Oy verirken niyet, İslam’a muhalif olanı ve dolayısıyla sistemi en çok güçlendirecek olanı zayıflatmaktır. Bunlar zayıflamadığı güçlendiği ve başa geldiği zaman ne yapıyorlar? Sistemi güçlendiriyorlar, sağlamlaştırıyorlar, devletin imkanlarını ve sistemi Müslümanlara baskı aracı olarak kullanıyorlar. Müslümanları dinlerini yaşayamaz hale getiriyorlar. Her fırsatta ezip tüm imkanları ellerinden alıyorlar…

İşte oy vermek bunları zayıflatmak ve yönetimden uzak tutmaktır. Bunların zayıfladığı ve yönetimden uzaklaştığı dönemlerde sistem anlayışı değişir. Mesela bakın yıllar önce laiklik adına Kur’an öğreten medreseler basılıyorsa ve bugün aynı ülkede İslam bilimleri enstitüleri, külliyeleri, dev medreseler açılıyor ve az bir tabakanın kudurması haricinde bir reaksiyon olmuyorsa, bugün bir imam kalkıp “yeni anayasada İslam olsun” diyebiliyorsa bu laiklik anlayışının nasıl değiştiğinin, eriyip gittiğinin bir göstergesidir.

İşte o yüzden İki devri görmüş 4 mezhep müftüsü Ali haydar efendi  demiştir ki: Boş atan en kötüsüne atmış demektir. Şafi alimi Halil Gönenç Hocaefendi de ne demişti: Bir yerde hıristiyan ve Yahudi iki parti bile seçime girecek olsa sen İslam’a en az zararı olanı destekleyip diğerini zayıflatmalısın. İslam alimleri böyle düşünüyor. Ama ne yazık ki bu konuda yapılmış bir çalışma yazılmış bir eser yok. Alimlerimiz bir araya gelseler, bu konuyu değerlendirip bir karar alsalar ve risalalerle konunun fıkhi yönünü ortaya koysalar inanın bu vehhabilerin sesi çıkamaz artık. Bu alanda bir boşluk var ondan istifade ediyorlar.

-ZARARI DEF ETMEK ÖNCE GELİR

Evet oy vermek sistemi güçlendirecek ve baskı aracı olarak kullanacakları zayıflatmak ve uzak tutmaktır.
Şöyle bir itiraz olabilir: Allah dilerse bir kafirle bir facirle bile dini kuvvetlendirir?
Bir İslam hukuk kaidesidir, mecelle der ki:
 دَرْءُ الْمَفَاسِدِ اَوْلَى مِنْ جَلْبِ الْمَنَافِعِFesadı def etmek, menfaati elde etmekten önce gelir. Yani Müslümanlara zarar verecek olanı uzaklaştırmak önce gelir.

 Bakın, Hz Peygamberin sallallahu aleyhi ve sellem, Medine’ye hicretinden sonra İslam en hızlı ne zaman yayılmıştır? Hudeybiye anlaşmasından sonra. Yani sulh zamanında. Artık savaş yok, endişe yok, telaş yok. Müslümanlar bunu fırsata çevirip öyle bir tebliğ faaliyeti yapmıştır ki… on binlere ulaşılmış ve böylece Mekke fethedilmiştir.—Kargaşanın olduğu, baskının, zulmün olduğu yerde Müslümanlar başını kaldıramaz, İslam’ı anlatamaz ve insan yetiştiremez. Şimdi insan yetiştirme zamanıdır. Her alanda, her kadro için Müslümanlar adam yetiştirmekle mükelleftir. Ve dönüşüm böyle olacaktır. Allah’ın izniyle yetiştirilmektedir de. Sizin bildiğiniz bilmediğiniz bir çok adım atılmaktadır. Zahiren bir çok şey hala daha Müslümanların aleyhine gözükse de arka planda yapılan, olan çok şey var. Örnek vermek isterdim ama fincancı katırlarını ürkütmek istemem. Ehline malumdur zaten.

Kafirler bizim üzerimizde var güçleriyle çalışıyorlar. Mesela başörtüsü yasaktı değil mi serbest olacak ne yapıyolar: Senin ülkende başörtüsü modasını yayıyorlar. Kadınlar tesettüre mi yöneliyor hemen tesettür modası çıkartıp onu bozuyorlar. Aslından uzaklaştırıyorlar. İnsanlar hak tarikatlara gitmesin diye sahtelerini çıkartıp patlatıyorlar. Ehli sünnet hocalara rağbet olmasın diye olmadık iftiralarla karalamaya çalışıyorlar. Dine yöneliş mi var hemen bidat ehlini parlatıp insanları Kur’an ve sünnet bütünlüğünden koparmaya ve Ehli sünnet inancından uzaklaştırmaya, çalışıyorlar. Ateizmi deizmi hortlatıyorlar. Siyasi, iktisadi, dini, sosyal alanda kendilerini hissettirmeden yoğun çalışıyorlar. Bizler de en az onlar kadar gayretli olmamız gerekiyor. Her alanda olmamız, sosyal medya dahil her alanı en güzel şekilde kullanmamız gerekiyor. Kur’an ve fen ilimleriyle donanmış kültürlü birikimli, günümüz Müslümanlarının problemlerine çare üretebilecek insan yetiştirmeliyiz.

İSLAM GELSE…

İslam geldi, Allah’ın hükümleri uygulanacak… Nerede senin İslam kadıların, hakimlerin? Sözde şeriat isteyen ve Müslümanları tekfir eden vehhabi zihniyet daha kuran okumasını bilmiyor İslam kadısı mı çıkartacak bunlar? İçlerinde iki ayet okumasını bilen olunca bunu iftihar vesilesi olarak sunuyor. E nerede sizin şeriat davanız? Küfürbaz ahlaksız iftiracılar hadi cevap verin? İçinizde bir tane İslam hukukuna hakim birisi varsa çıkartın da görelim. O tekfir ettiğiniz, salya akıtarak saldırdığınız, iftira ettiğiniz cemaatler yetiştiriyor Allah’ın izniyle…

Dolayısıyla saydığım bir çok etkenle ehveni şer dediğimiz bir partiye oy verilebilir. Ne yaparsa onaylamak için değil, en şerli olanı zayıflatmak ve uzak tutmak içindir. Niyetiniz sağlam olsun hiçbir tereddütünüz olmasın. Diyorlar ya, ama içki zina serbest oluyor şöyle şöyle kanunlar çıkartılıyor… Bakın, hiçbir şeyi olmasa sistemi daha çok kuvvetlendirecek olanı, laik sistemin hakiki elemanını zayıflatıp uzak tutuyor mu? O yeter.

Daha önce de dediğim gibi İngiliz’in gönüllü askerleri, Müslümanlar aman yönetici olmasın, aman askeriyede olmasın, devlet kadrolarında olmasın, kafirler buraları ele geçirsin, Müslümanları istedikleri gibi yönetsin, baskı kursun, dayatsın, ezsin, Müslümanlar kendi vatanında parya olsun diye bu tür söylemlerin içine giriyorlar. Bizler bu oyuna gelmeyeceğiz.

GENÇ HOCA
ehlisunnetmedya.com

BU SAYFAYI PAYLAŞ
ZİYARETÇİ YORUMLARI - 1 YORUM
  1. Ümit Zengin dedi ki:

    Bu sekilde aciklama yaptiginiz için cok saolun cidden Allah razi olsun

YORUM YAPABİLİRSİNİZ