15.05.2026 - EHLİ SÜNNET MEDYA
Ehli Sünnet Medya

İmam Gazali Şeytanın Hilelerini anlatıyor

Şeytânın, insanın kalbine kuruntu sokarak ibadetini bozmaya çalıştığı yollar yedidir:

1 – Kişinin ibadet yapmasını engeller, terkettirmeğe çalışır. İbadetin önemini bilen, ben buna muhtacım, bu dünyaya, âhirete hazırlık yapmak için geldim. Bu da sâlih amelle olur der ve bu kuruntuyu gönlünden atarsa bu defa Şeytan şu hileye baş vurur.

2 – Bari birkaç gün şu âlemin zevk-u safasını sür de sende bu dünyanın hiç bir arzusu kalmasın. Ondan sonra tevbe edip sâlih amel işlersen Cenab-ı Hakkın Rıdvan Cennetine girer. Her iki dünyada da mutluluğa kavuşursun diyen Şeytana, Basiret ehli şu cevabı verir:

Ecel, elimde değil, Sabaha sağ çıkacağımı bilemem. Sonra bugünün işini yarına bırakırsam ya, yarının işini ne zaman yapayım. Her günün kendine mahsus bir işi vardır. Onu günü gününe yapmam şart olduğu gibi namazı da vaktinde kılmam farzdır. Bu cevaba karşı Şeytan şu hileye baş vurur:

3 -Ölüm kapıyı çalmadan ibadetini çabuk ve bol bol yap ki çok sevap kazanasın ve Cenab-ı Hakka yakınlığın artsın diyen Şeytana: Az ve fakat tam ve mükemmel yapılan amel çok ve fakat eksik yapılan amelden daha hayırlıdır. Cevabını veren hidayete ermişlere karşı Şeytanın hilesi:

4 – Bütün âdâb ve erkâniyle ibadetini mükemmel şekilde yap ki görenler senin bu güzel ibadetine imrensin ve örnek tutarak sana uysunlar. Bundan iki sevap kazanırsın: Biri, yaptığın ibadetin sevabı, diğeri sana uyanlardan aldığın sevab. Şeytanın bu telkinden gayesi, ibadete riya karıştırıp bozmaktır. Temiz mü’minler ona şu cevabı verir: İbadetimiz sırf Allah içindir. Halka gösteriş değildir. Bu gaye ile yaparsak zararımız faydamızdan çok olur. İbadetimizi Allah görsün ve kabul buyursun kâfidir. Halkın görmesi veya görmemesi bizi ilgilendirmez. Ümidimiz Allah’tandır halktan değil. Bu cevap karşısında Şeytan başka bir hileye baş vurur.

5 – Güzel amel işledin. Hâlis ibadet yaptın V3 böylece Allah’ın yanında değerin, merteben arttı. Erenler makamına, sıddıklar mertebesine yükseldin. Basiret ehli bu fikri de red eder ve derler ki: Bize bu ibadeti nasip eden Allah’a hamd-ü sena ederiz. Bu, onun fazl-ü kereminin sonucudur. Bize kuvvet ve kudret verdi. Basiret ve marifet sahibi yaptı. İbadetimizi engellerden korudu. Lütuf ve keremiyle ibadetimize kıymet verdi. Yoksa yaptığımız ibadet onun bize olan nimetleriyle ölçülemez. Belki bu nimetlerin binde birinin şükrü, işlediğimiz günahların yüz binde birisine kefaret olur. Cenab-ı Hakkın ibadetlerimizi kabul etmesi, bizim için en büyük saadettir. Bu cevaba karşı Şeytan:

6 – İbadetini halktan gizle. Her ne yapsan saklı tut kimse bilmesin. Çünkü Ulu zatlar da ibadetleri öyle gizli yaparlardı ki Allah’tan başka kimse bilmezdi. Şeytanın, bu kuruntudan gayesi, açıkça işlenmesi gereken bezi amelleri terkettirmek ve ibadeti gizli yaptırmak suretiyle halk içinde (O, ibadetini gizli yapıyor sözünü yaymakla) meşhur olmasını ve böylece riyaya kaçmasını sağlamaktır. Evvelki riya, ibadeti açık yapmakla halka gösterişte bulunmak, bunda da gizlemek suretiyle meşhur yapmaktır. Hidayete erenler, bu hileyi de şöyle savarlar: Şeytana derler ki, ey mel’un, şimdiye kadarki hilelerinle ibadetimizi bozmaya çalıştın muvaffak olamadın. Şimdi de dinimize el attın onu söndürmeğe gayret ediyorsun. Ben, Allah’ın bir kuluyum. O, Rabbimdir. İbadetini isterse gizler isterse açığa vurur. Dilerse beni aziz eder yükseltir. Dilerse hakir eder alçaltır. Hüküm onundur. Ben, onun kudret elinin altındayım. Halkın elinde ne varki beni, onlardan (ibadetimi görme veya görmemelerinden) endişeye düşürsün.

Bundan sonra bu mel’un ve iki yüzlü aldatıcı, son ve önemli hilesine baş vurur:

7 .- Bunda, kaza ve kader mes’elesini ortaya atar ve şöyle söyler: Bu ibadetten sana ne fayda var. Eğer yaradılışında, alnında mutludur yazılmışsa ameli ter-ketmekle hiç bir zarar görmezsin. Eğer mutsuz yazılmışsa yapacağın ibadetin sana ne faydası olur. Alnındaki yazıyı değiştirebilir misin? Burada da Allah’ın hidayeti ve yardımı yetişiyor ve bu zor geçidi, sıddıklar, sâlihler şu cevabı vererek geçiyor: Biz, Allah’ın kuluyuz. Bize, işine karışmayı değil, ona hizmet etmeği emretti. İlâhi sırlan, ilâhî hikmetleri ancak kendisi bilir. Nasıl dilerse kullarına öyle muamele yapar. Fail-i muhtardır. Dilediğini işler. Ona itiraz etmek hiç kimsenin haddi değildir. Kula kulluk yakışır. Kendisine lâyık olanı görüp hizmetinde bulunsun. Cenab-ı Hak kendisine lâyık olanı bilir. Dilediğini yapar, kimseye danışmaz. Kul der ki: Kaderimde mutlu, olayım olmayayım. Bana, sâlih amel işlemek ve Rabbımın emirlerini yerine getirmek lâzımdır. Çünkü mutlu isem ibadetlerimde, ya ilâhî! Lütfunla bana, ezelden saadet tekdir buyurmuşsun. îbadetimi de gereği gibi yapıyorum, Beni rahmetinden ve Cennetinden mahrum etme çünkü takdirin değişmez. Salih amel işliyenlere büyük sevap vereceğini vadettin. Kerim olan o vadinizden dilerim ki, beni sebepsiz mutlu kıldığın ve mes’-ut yarattığın gibi, ibadetlerimi de fazl-u kereminle değerlendirip bana daha yüksek mertebelerin ihsanını esirgemezsin. Eğer kaderde mutlu değilsem kıyamet gününde nefsimi kınamıyayım ve dünyada âsi olmasaydım bu felâket başıma gelmezdi sözünü etmiyeyim ve yalvarıp diyeyim ki: Ya Rabbi! dünyada emirlerine karşı gelmedim. Buyruklarını tamamiyle yerine getirmeğe ve rızanı kazanmağa çalıştım. îster beni cennete gönder ister cehenneme, iki cihanda da senin rızanı kazanmış olmam saadeti bana yeter. Nitekim Cenabı Hak Kur’an-ı Kerimde, bana tâat ve ibadettebulunan-lara sevap vardır, vadinde bulunmuştur. Haşa vadine hilaf etmez. İşte bahtiyar insanların ağzıyle Kur’an-ı Kerimde (Zümer 74) “Allah’a hamdolsun bize olan vadini tuttu” bildiriyor. Bu âyeti Kerimeye göre, Cenab-ı Hakka iman edip tâatte bulunan kimse elbette cennete girecektir. Çünkü Allah, Vadinde hilaf etmez. Bu geniş açıklamadan anlaşıldı ki Şeytan, insanın en büyük düşmanıdır. İbadeti, onun hilelerinden korumak zordur. Bu. sebepten kişi, ibadetlerinde ihtiyatlı davranması Şeytanın aldatışlarından sakınması ve daima, oman şerrinden Allah’a sığınarak hilelerinden kendisini koruması için yardımda bulunmasını ondan dilemesi lâzımdır.

İbadeti köstekliyen- dördüncü engel de ihsan nefsidir. Ey şeriat yoldaşları, ey tarikat kardeşleri Cenab-ı Hak, hepimizi nefs-i emmarenin şerrinden korusun.

Çünkü nefs, insanın en kuvvetli düşmanıdır. Hırsızların başıdır. Belâların zorlusu, âfetlerin şiddetlisidir. Derdinin sebebi bilinmez, ilacı bulunmaz.. Çünkü bu düşman içtedir görünmez. Evi (bedeni ve ruhi varlığı) içteki bu sinsi hırsızdan korunmak zor, hilelerini savmak güçtür. Bunun derdi içten ve yürektendir. Diğer organlar gibi dışta değildir ki görünebilsin. Bu (Nefs) sahibine hem dost hem düşmandır. Kişi, dostunun aybını bilmez ve görmez. Sevgi, gözleri kör eder. Ne kadar aybı olsa görmez. Çünkü insan, nefsinin kötülüklerini iyi olarak görür. Hiç birini ayıp saymaz. Halbuki nefis, daima kendisine düşmanlık yapar. Haberi olmadan her an onu felâkete sürükler. Meğer ki Allah’ın yardımı yetişip te onu korusun. Şu insanların haline bakıp biraz düşünsek, bütün bu amansız savaşlara kötülüklere ve felâketlere sebep ya doğrudan doğruya yahut şeytanın yardımından faydalanan nefs-i emmarenin olduğunu anlarsın.

80 bin yıl ibadet eden Şeytan Allah’a isyan ettiren ve kapısından kovulmasına sebep olan kim! Kibir ve kıskançlığı yüzünden onu dalâlet denizine gömen ve ilâhi merhametten ebediyyen mahrum eden kim! Şüphesiz ki nefs. Çünkü o zaman yalnızdı ne dünya, ne insan ne de Şeytan vardı. Kendisine kuruntu veren bu sonsuz felâkete sürükliyen yalnız nefs vardı.

Hâbil – Kabil hikâyesini işitmedin mi. Nefsin ihtiras ve şehveti yüzünden kardeş, kardeşi öldürmedi mi? Şu halde, insanlığın var oluşundan bugüne kadar insanlar arasında meydana gelmiş olan bütün kötülükler felâketler, harplar, karışıklıklar, sapıklıklar… Hep nefsin şehvet ve ihtirasından doğmuştur: Ya doğrudan doğruya yahut Şeytanın yardımıyla. Eğer netsin bu uğursuzluğu olmasaydı herkes iyilik ve selâmet yolunda olurdu. Nefsin, sahibine olan bu amansız düşmanlığı bilindikten sonra herkese vacip olan, ona uymamak ve daima Islahına, doğruya, iyiye yönelmesine çalışmaktır. Bu görünmez, amansız düşmana karşı nasıl savaşalım, şerrinden kendimizi nasıl koruyalım sorusuna karşı cevabımız şu: Nefs, çetin bir düşmandır. Yola getirilmesi,’ İslahı zordur. Diğer düşmanlara, benzemez. Çünkü nefis, aynı zamanda insanın binek atıdır. Ona binerek gayemize ulaşıyoruz. Bunun için kendisini tamamen susturmak gemlemek mümkün olmadığı gibi başı boş bırakmakta büyük bir hatadır. Çünkü o zaman sahibine zarar verir ve felâketine sebep olur. Derler ki bir Arap, beylerden birine dua ederken: Allah, nefsinden başka bütün düşmanlarını yok etsin demiş. Çünkü bu düşmanın yok olması insanın ölmesidir. işte nefsi tamamen susturmanın zorluğu buradan gelir. O halde nefsimizi terbiye edip ona, kötülükten çekinme ve daima iyilik yapma gücünü kazandıralım. Hapsetme riyazet ve dileklerini engellemek yolu ile zaiflatalım ki serkeşliği terketsin ve itaatli olsun. Fakat bakımını da ihmal etmemek lâzımdır ki zararından emin olalım. Aksi halde konakları birer birer geçip son durağa varmak kolay olmaz. Bu sebepten bineğin yemini orlalama vermeli Tâat gemini ağzına, takva yükünü sırtına vurmalı ki uslu olsun ve işe yarasın. Nitekim ulu şeyhler, nefis ıslahı için üç şey tavsiye ederler:

1 – Nefsin lüzumsuz dileklerine engel olmak, zararlı arzularından ilgisini kesmek suretiyle itaatli ve uslu yapmak. Nitekim serkeş azgın bir merkebin yemini azaltmak yolu ile uysallaştırır. 2 – Ağır yük yüklemek (fazla ibadet yaptırmak) suretiyle. Nitekim azgın bir merkebe, az yem vermek ve ağır yük yüklemekle uysal duruma getirilir. 3 – Nefsin, sana itaatli ve uysal olması için Cenab-ı Hakkın yardımını dilemek ve ona bu hususta daimî niyazda bulunmak. Nitekim Allah Kur’an-ı Kerimde (Yusuf S. A. 53) Hz. Yusuf (A.S.) ağzından: “Ben nefsimi terbiye etmem. Çünkü nefs, olanca şiddetiyle kötülüğü emredendir muhakkak. Meğerki Rabbim esirgemiş bulunduğu (bir nefs) ola” buyuruluyor. İşte bu üç esasa göre hareket edersen Allah’ın yardımıyla nefsin itaatli olur, kötülüklerinden kurtulur ve selâmete erinirsin.

Nefsi, sahibine boyun eğdirecek, ona itaatli kılacak tek şey takvadır. Takva, gizli bir hazinedir. Mücevherler ve kıymetli taşlarla doludur. İçinde çok hayır büyük kurtuluş, ikram edilmiş rızık, hesapsız ganimet vardır ki anlatılması imkânsızdır, özetle diyebiliriz ki dünya ve âhiret saadetini temin eden her şey bu hazinede toplanmıştır.

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

YORUM YAPABİLİRSİNİZ