Ehli Sünnet Medya

Diyanet eliyle basılan kitapta reformist skandal

DİYANET NE YAPMAK İSTİYOR? Damga vurmuşlar, ama nasıl? Gün geçmiyor ki isminde Diyanet geçen bir kurumun yeni bir cinayetiyle karşılaşmayalım. Diyanet Vakfı Yayınları’ndan bahsediyoruz. Bu kurum neşriyatıyla adeta bir bozguncu gibi hareket ediyor. Kur’ân-ı kerîmin %40’ının atılmasını isteyen Mehmet Aydın’ın vaktiyle yerleştirdiği kadrolar anlaşılan Diyanet ile ilgili her yere hâkim.

Yayınevi’nin son çıkardığı kitaplardan bir tanesi, “Yüzyıla Damga Vuran Alimler” (Aralık, 2025) başlığını taşıyor. Enbiya Yıldırım imzasıyla çıkan kitapta çok sayıda isim var. İşin bozgunculuk tarafı, son asırda dini yıkmak üzere faaliyet gösteren nice zevatın orada olması. Anlaşılan Enbiya Yıldırım kitabını okuyanları yanlış adreslere sevk etmek istemiş.

Kimler yok ki… Musa Carullah (v.1949), Seyit Kutub (v.1966), Mâlik bin Nebi (v.1973), Muhammed Tanci (v.1974), Muhammed Gazzali (v.1996), Mevdudi (v.1979), İsmail Raci Faruki (v.1986), Said Havva (v.1989), Muhammed Esed (v.1992), Muhammed Nasıruddin Elbani (v.1999), Ebu’l-Hasan En-Nedvi (v.1999), Muhammed Hamidullah (v.2002), Zeynep Gazzali (v.2005), Fethi Yeken (v.2009), Cevdet Said (v.2022), Şuayb Arnavut (v.2016) ve Yusuf Karadavi (v.2022) gibi.

Diyanet, Enbiya Yıldırım’ın bu eserini “Yüzyıla Damga Vuran Âlimler” adıyla bastırmış. Okuyucularına da bu kişileri İslam davası için çırpınan, Müslümanların kendilerine gelmesi için yoğun çaba sarf eden ve takip edilecek yolu gösteren kimseler olarak göstermiş. Evet bunlar son yüzyıla damga vurdular. Fakat nasıl bir damga vurdular.

Görelim bakalım: Bunlar dinde reform adı altında İslam’ın temel akıdeleri ile oynadılar. Mezhep âlimlerini her vesile ile aşağıladılar. Bize Kur’an ve Hadisler yeter diyerek Mezhepsizliği yaygınlaştırdılar. Sonra hadis-i şerifleri ele aldılar ve bu uydurma şu uydurma diyerek büyük muhaddislere olan güveni sarstılar. Kur’an-ı kerimi kafalarına göre yorumladılar. Sonunda Kur’an-ı kerimin âyetlerini tarihsel olarak nitelendirip işi âyet ayıklama noktasına kadar vardırdılar. Dolayısıyla bahsettikleri damganın İslam’ın tepesine inen bir balyoz olduğunun idrakinde olmak gerekir. Diyanet ise maalesef bu kitabı parlak sözlerle överek pazarlamakla meşgul bulunuyor.

Bakınız bunlardan Yusuf Karadavi ne diyordu: “Global bir köy hâline gelen, çok küçülmüş olan bir dünyada artık mezheplerle bir yere varamayız. Mezhep taassubunu bırakacağız” Yine onun, “Üniversiteye alınmayan başörtülü kızlar başlarını açabilir” (!) fetvası FETÖ’nün söylediğiyle birebir örtüşmüyor mu? FETÖ’ye haklı olarak karşı çıkarken Karadavi’ye ses çıkarmamak nasıl bir şuursuzluktur?

Seyit Kutub hakkında bu sütunlarda defalarca yazmıştım. Onun başta Hazreti Osman olmak üzere sahabe-i kiram efendilerimiz hakkında akıl almaz isnatlarına ve dinde açtığı onulmaz yaralara işaret etmiştim. Aynı şekilde Mevdudi de Hilafet ve Saltanat isimli eserinde sahabe-i kiramın en önde gelenlerini karalamak için kalemini şuursuzca kullanmaktan geri durmamıştı. Hamidullah ise İslam Peygamberi isimli eserinde Peygamber efendimizin en bilinen mucizelerini inkâr edip ona kusur üzerine kusur isnat etmek için uğraşmıştı.

Musa Carullah ise dinleri hak ve batıl diye ayırmayı yanlış olarak telakki edip bütün kitaplarında İslam’ın ahkamını kaldırmaya gayret etmişti. Muhammed Esed’in Kur’an Mesajı isimli felaket eseri ise ayet-i kerimelere verilen yanlış manalar ve açık âyetlerin manalarının başka yönlere çekilmesi ile dolu. Dolayısıyla pek çok reddiye yapılan bu eserin yazarını gençlere takdim etmek dinde büyük bir cinayettir. Kendisi hakkında ayrıca bir yazı kaleme alacağım inşallah. Peygamberimiz adına karar vermek!

Neredeyse mezheplere, hadis-i şeriflere ve hatta Kur’an-ı kerime savaş açmış bu kişileri son yüzyılın en parlak âlimleri olarak sunan Enbiya YıIdırım’ı da tanımak gerekmektedir. Bilhassa DİYK üyesi olduğu dönemde ehl-i sünnet intibaı vermeye çalışan Enbiya Yıldırım aslında insanları ifsat konusunda oryantalistlerle yarışmaktadır. Mustafa İslamoğlu’nun kanalı Hilal TV’de kafadaşı Mehmet Okuyan’ın karşısında bakın neler söylüyor: “Şimdi bir çizgi çizmemiz için, kendimize bir rota belirlememiz için yapmamız gereken şey şudur: Peygamber aleyhisselâmı önce bu zamana bir getirmemiz lazım. Yani peygamber aleyhisselâm bu zamanda risaletle görevlendirilmiş olsaydı bizim sünnet diye, Peygamber aleyhisselâm yaptı diye taklit ettiğimiz, birebir yapmaya gayret ettiğimiz şeyleri yapar mıydı?.. Peygamber aleyhisselâm yine bir Arab olarak, yine Mekke’den ama bu çağımızda peygamber olarak görevlendirilseydi, yaptığı için taklide durduğumuz şeyleri aynen yapar mıydı? Peygamberimizi İstanbul’da Rabbimiz peygamberlikle görevlendirmiş olsaydı acaba taklit ede durduğumuz şeyleri Peygamberimiz bugün aynı ile yapar mıydı? Benim kanaatim o ki onları Peygamberimiz aynıyla yapmazdı. Seyircilerimizin zihinlerini açmamız için bir iki örnek vereyim. Mesela nedir? Peygamber aleyhisselâm hacamat yapıyordu. Hacamat nedir? Hacamat insanın rahatlamak için kan vermesi. Peygamber aleyhisselâm bugün acaba İstanbul’da olsaydı Japonya’da olsaydı aynı şekilde mi kan verecekti? Ne yapacaktı peygamber? Gidecekti bir hastaneye. Verecekti yarım litre kan. Ondan sonra şu faydası olacaktı oraya vermiş olduğu kanın. Bir, kanını analiz edeceklerdi, bakacaklardı, peygamberin kanında sarılık vesaire başka hastalıklar var mı? İki, bir sıkıntı yoksa, rahatsızlık yoksa peygamberin kanından başkaları da istifade edecekti. Peygamber de rahatlayacaktı, sıhhatine kavuşacaktı. Ama biz ne yapıyoruz? Birebir peygamberin yaptığını taklit edeceğiz ve bundan sevap kazanacağız düşüncesiyle o dönem örfündeki geleneği günümüzde aynıyla getirip insanlara din diye dayatıyoruz. Bu doğru bir şey değil.”

Şu ifadelerden anlıyoruz ki her şeyden önce Enbiya Yıldırım’da bir edep problemi var. Peygamber efendimizle alakalı kurduğu her cümle problemli. Sevgili Peygamberimiz adına konuşmakta hiçbir beis görmüyor. Şuraya gelseydi şöyle yapardı, buraya gelseydi böyle yapardı diyerek Resul-i zi-şan adına kendi kafasından görüş bildiriyor. “Peygamber aleyhisselâm bu zamanda risaletle görevlendirilmiş olsaydı bizim sünnet diye, Peygamber aleyhisselâm yaptı diye taklit ettiğimiz, birebir yapmaya gayret ettiğimiz şeyleri yapar mıydı?” tarzında cümleler kurduktan sonra büyük bir cüretle cevabını da veriyor, “Benim kanaatim o ki onları Peygamberimiz aynıyla yapmazdı.” Biz de kendisine soralım herkes kendi kafasına göre peygamber benim kanaatime göre şöyle yapardı diyerek görüş belirtse ve ona göre hareket etse ortada din diye sünnet diye bir şey kalır mı? Bu nasıl bir hezeyandır?

Enbiya Yıldırım, ayrıca hacamatın o dönemde kaldığını belirterek tarihselci yapısı da ortaya koymuş bulunuyor. Hadis-i şeriflere inancı yıkmak! Yıldırım’ın Hadis-i şerifler ve eshab-ı kiram efendilerimiz hakkında kurduğu cümleler eğer din düşmanlığı adına yapılmıyorsa ruhi muvazenenin bozukluğuna işaret eder. Ona göre ashab-ı kiram efendilerimiz, Peygamber efendimizin mübarek ağızlarından çıkan o kelimeleri değil, tamamen manayı rivayet etmişler. Dolayısıyla Hadis-i şerifler günümüze kadar nesiller boyu değişe değişe gelmiş. Bunları toparlamak için hadisler yeniden inşa edilmeliymiş. Bunu yaparken de bakın nelere dikkat etmek icap ediyormuş: “Hadisler yeniden inşa edilirken başta sahabiler olmak üzere ravilerin fizyolojilerinin, kişilik ve psikolojilerinin, sosyal ve psikolojik durumlarının, içinde bulundukları ortamın ve Arapların düşünme ve fikir yürütme yönteminin olabildiğince tespit edilmesine ihtiyaç vardır. Bu yapıldığı takdirde hadislerin geçirdiği değişim periyodunu anlama, buna bağlı olarak da muhtemel ilk halini tespit etme yönünde ciddi adımlar atılabilecektir. Batıda bu alanda yapılan çalışmalardan istifade etme imkânımız söz konusu olabilecektir” (Rivayetlerin Şekillenmesinde İnsan Olgusu Üzerine Bir Analiz s.163).

Görülüyor ki Enbiya Yıldırım ve onun gibiler İslam âlimlerini yok sayarlarken batılı oryantalistlerden yardım almayı asla ihmal etmiyorlar. Sevgili peygamberimizi ise -haşa- bir “postacı” gibi görmek eğilimindeler. Nitekim “Kur’an’ı anlamada en üst yorumcu olarak Hz. Peygamber’i bir araç konumunda görmek durumundayız,” ifadesini açıkçası ancak İslam’ı yıkmak ve yok etmek isteyen insanlarda görebiliriz. Enbiya Yıldırım bu sözleri fütursuzca kullanabilmektedir. Buyurun: “Özellikle Kur’an’daki aşkın konular ile kevnî ayetler burada örnek olarak zikredilebilir. Hatta günümüz insanın(ın) kevnî ayetleri anlarkenki kavram dünyasının Hz. Muhammed’den daha kapsamlı olduğunu söylemek yanlış olmasa gerektir” (Rivayetlerin Şekillenmesinde İnsan Olgusu Üzerine Bir Analiz s.148). Yani günümüz insanı “varlık alemiyle ilgili” ayetleri anlama konusunda daha kapsamlı bir kavram dünyasına sahipmiş. Bir anlamda demek istediği şey şu: Günümüz insanı uçağa biniyor, cep telefonu kullanıyor, televizyon seyrediyor… Hazret-i Muhammed “haşa” ne gördü ki. Tabii günümüz insanını böyle anlatınca kendisini hangi makamda görüyor varın hesap edin. Dinimiz üzerinde oynanmak istenen oyunlar ve Diyanet’in bunlara âlet olması asil milletimizin ne kadar uyanık bulunması gerektiğini ortaya koymaktadır.

Prof Ahmet Şimşirgil

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

YORUM YAPABİLİRSİNİZ