13.06.2026 - EHLİ SÜNNET MEDYA
Ehli Sünnet Medya

Allah’ın kelamı ve ses tartışmaları. İbni Teymiyye dalaleti

(Makâlâtü’l-Kevserî, s. 43-46’dan Tercüme)

“İnsanlar arasında öyleleri vardır ki kendileri için şu iddiayı ortaya atmaktan razı olurlar: ‘Kur’an, Allah’ın kelamıdır; harf ve sesiyledir (harf ve savt), bununla birlikte o mahluk (yaratılmış) değildir.’

İşte bu kimseler hakkında Ebû Bekir el-Bâkillânî en-Nakdu’l-Kebîr adlı eserinde şöyle der:

‘Her kim Bismillâh’taki ‘Sîn’ harfinin ‘Bâ’ harfinden sonra geldiğini, ‘Mîm’ harfinin de ‘Bâ’dan sonra gelen ‘Sîn’den sonra yer aldığını (yani bir tertip ve sıra olduğunu) kabul edip, aynı zamanda bunun bir başlangıcı (evveli) olmadığını iddia ederse; akıl sınırlarının dışına çıkmış, zaruri ve apaçık olan gerçeği inkâr etmiş olur. Eğer bir şeyin diğer bir şeyden sonra meydana geldiğini itiraf ediyorsa, onun sonradan olduğunu (önceliği bulunduğunu) da itiraf etmiş demektir. Buna rağmen onun başlangıcı olmadığını iddia ediyorsa, artık onunla ilmi münazara yapma zemini kalmamıştır ve onun yeri safsatacılardır. Zaruri olan apaçık gerçeği inatla inkâr eden bir kimsenin, delille doğru yola iletilmesi nasıl umulabilir ki?’ (Bkz. İmâmü’l-Haremeyn’in eş-Şâmil’i ve İbnü’l-Muallim el-Kureşî’nin Necmü’l-Mühtedî’si).

el-Halîmî de Şuabü’l-Îmân’da şöyle der:

‘Her kim kulun dudaklarının hareketinin, sesinin veya eliyle sayfaya yazdığı yazının, Allah’ın zâtıyla kâim olan kelamının ta kendisi olduğunu iddia ederse; Allah’ın sıfatının kendi zâtına hulûl ettiğini (girdiğini), azalarına temas ettiğini ve kalbine yerleştiğini iddia etmiş olur. Bunu söyleyen kimse ile, “Kelam (Allah’ın kelam sıfatı) İsa ile birleşti/ona hulûl etti” diyen Hristiyanlar arasında ne fark kalır?!’

(…)

Gerçek şu ki; Kur’an-ı Kerim Levh-i Mahfûz’da, Cebrail’in (a.s.) dilinde, Peygamber Efendimiz’in (s.a.v.) dilinde, onu okuyan tüm tilavet edicilerin dillerinde, kalplerinde ve Mushaflarında zaruri olarak mahluktur, hadistir (sonradan var edilmiştir) ve zamansal olarak yenidir. Bunu inkâr eden kimse safsatacıdır ve muhatap alınma mertebesinden düşmüştür.

Allah Teâlâ ile kâim olan ve kadim (ezelî) olan ise, “Kelâm-ı Nefsî” (Zâtî Kelam) manasındaki ezelî manadır; bu durum Ahmed b. Hanbel ve İbn Hazm’ın da görüşüdür. Nitekim Ahmed b. Hanbel’den münazara esnasında sahih olarak şu sözü nakledilmiştir: “Kur’an Allah’ın ilmindendir, Allah’ın ilmi ise mahluk değildir.”

Müslümanların: “Kur’an Mushaflarımızda yazılıdır, kalplerimizde mahfuzdur, dillerimizle okunur, kulaklarımızla işitilir” demeleri; delalet eden şeyin (lafzın) ismini, delalet edilen zâtî sıfata mecaz yoluyla vermelerinden ibarettir. Nitekim Sa’deddin et-Teftâzânî Şerhu’l-Makâsıd’da bunu açıkça belirtmiş, Şerhu’n-Nesefiyye’de ise şöyle demiştir:

‘Kelamullah, Mushaflara, kalplere, dillere ve kulaklara hulûl etmiş (içine girmiş) değildir. Bilakis o, Allah Teâlâ’nın zâtı ile kâim kadim bir manadır; ona delalet eden lafzi nazım ile telaffuz edilir ve işitilir, zihindeki hayali nazım ile hıfzedilir, harflere delalet eden nakışlar, suretler ve şekillerle yazılır. Tıpkı “Ateş, yakıcı bir cevherdir” dediğimizde; ateşin lafızla zikredilmesi, kalemle yazılması, ateşin hakikatinin bir ses veya harften ibaret olmasını gerektirmediği gibi…’

Allah’a ses (savt) isnat etme hususunda hiçbir sahih hadis yoktur . el-Münzirî’nin hocası Hâfız Ebû el-Hasan el-Makdisî, bu konudaki rivayetlerin asılsız ve batıl olduğunu açıklayan özel bir risale kaleme almıştır. Zira akli deliller, Allah Teâlâ’nın sonradan olan şeylerin (havâdis) Kendi zâtına hulûl etmesinden tenzih edilmesini kesin olarak gerektirir.

Buna rağmen İbn Melkâ (Müslüman görünen Yahudi filozof) gibi isimlere uyarak Şeyh el-Harrânî (İbn Teymiyye), Allah’ın zâtında hâdis şeylerin bulunabileceğini iddia edecek kadar ileri gitmiş; lafzın ‘şahıs olarak hadis (sonradan olma), nev (tür) olarak kadim’ olduğunu iddia etmiştir! Yani lafız Allah’tan harf ve sesle sadır olur, dolayısıyla sonradan olmadır; fakat her lafızdan önce başlangıcı olmayan ezelî bir lafız sadır olmuştur, bu yüzden tür olarak kadimdir demiştir. Allah, bu iftiracıların uydurmalarından yücedir! Bu zavallı, Allah’ın zâtına sonradan olan durumların hulûl etmesinin batıl olduğunu ve ‘başlangıcı olmayan hadisler’ (havâdisün lâ evvele lehâ) fikrinin tam bir hezeyan olduğunu anlayamamıştır.

Büyük fıkıh âlimi el-İzz b. Abdüsselâm’ın (Sultânü’l-Ulemâ) Mücessime ve Müşebbihe’ye reddiye olarak verdiği fetva şu şekildedir:

“Kur’an Allah’ın kelamıdır, O’nun sıfatlarından bir sıfattır, O’nun kıdemiyle kadimdir; harflerden ve seslerden oluşmaz. Her kim bu kadim sıfatın, okuyanların seslerinin ve yazanların yazılarının ta kendisi olduğunu iddia ederse, dinde ilhada (sapıklığa) düşmüş, Müslümanların icmaına, hatta din mensubu olmayan akıl sahiplerinin bile ittifakına muhalefet etmiştir. Âlimlerin hakkı gizlemesi ve Müslümanlar arasında yayılan bu bid’atleri terk etmesi helal değildir. Devlet yöneticilerinin (vülât-ı emr), tenzih inancına sahip muvahhid âlimlere yardım etmesi, Mücessime ve Müşebbihe (Allah’ı cisimleştiren ve yarattıklarına benzeten) bid’atçileri ise şiddetle menetmesi vaciptir. Devlet yöneticilerinin bu gibi kimselere Müslümanların akidelerini bozma fırsatı vermesi helal değildir; muteber âlimlerle münazara ettirilerek akidelerini düzeltmeye zorlanmalıdırlar. Eğer bunu yapmazlarsa, hapis ve ta’zir cezalarıyla buna mecbur edilmelidirler. Vallâhu a’lem.” Yazan: Abdülaziz b. Abdüsselâm.

(…)

Her kim Allah’ın Musa (a.s.) ile harf ve sesle konuştuğunu tahayyül ederse, apaçık bir sapıklığa (ziyg) düşmüş olur.”

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

YORUM YAPABİLİRSİNİZ