Nefsin 7 mertebesi ve özellikleri
Dünyaya geldiğimiz gibi kalacak mıyız? yoksa nefsimizi Allah’ın istediği bir kalıba sokacak mıyız?
Bismillâhirrahmânirrahîm.
BENCE İnsanın hayatındaki en büyük mücadele kendi nefsiyle yaptığı mücadeledir.
dış görünüşünü değiştirmek kolaydır, elbisesini Allahın razı olduğu bir şekle kolayca sokabilir ama içindeki benliği, nefsini Allahın istediği kıvama sokmak o kadar kolay değildir.
Peki nefis nedir?
Nefis, en genel anlamıyla insanın kendisi, benliği ve iç dünyasıdır. bu benlik hayvanlarda da vardır. meleklerde yoktur. nefsinin azgın arzuları peşinde koşan bir insanın hayvandan farkı yoktur. islam, nefsin peşinden koşanları hüsrana uğrayanlar olarak niteler.
“Nefsini arındıran gerçekten kurtuluşa ermiştir. Onu kirleten ise ziyana uğramıştır.” Şems Sûresi, 9-10. ayetler.
demek ki Asıl mesele, nefsi terbiye etmektir.
Tasavvuf geleneğinde bu terbiye, nefsin çeşitli mertebelerden geçmesiyle anlatılmıştır.
Bunlara Etvâr-ı Seb’a, yani nefsin yedi mertebesi denir:
Nefs-i Emmâre,
Nefs-i Levvâme,
Nefs-i Mülhime,
Nefs-i Mutmainne,
Nefs-i Râzıye,
Nefs-i Marzıyye,
Nefs-i Kâmile.
Şimdi bunları tek tek inceleyelim.
- NEFS-İ EMMÂRE
Nefsin ilk ve en tehlikeli hâli nefs-i emmâredir.
“Emmâre”; çokça emreden, kötülüğe sevk eden demektir.
Kur’an’da Hz. Yusuf’un diliyle şöyle buyurulur:
“Şüphesiz nefis, Rabbimin merhamet ettikleri hariç, kötülüğü çokça emreder.”
— Yusuf Sûresi, 53. ayet.
Burada insanın içindeki arzuların başıboş bırakıldığında onu günaha sürükleyebileceği anlatılır.
Nefs-i emmâre, insana:
“Canın ne istiyorsa onu yap.”
“Kimse görmüyor.”
“Sonra tövbe edersin.”
“Dünya hayatını yaşa.”
diye fısıldayan hâlidir.
Peygamber Efendimiz ﷺ şöyle buyurmuştur:
“Cennet, hoşlanılmayan şeylerle çevrilmiş; cehennem ise şehvetlerle çevrilmiştir.”
— Sahih Müslim, 2822.
Yani nefis çoğu zaman kolay olanı ister; fakat insanın kurtuluşu her istediğini yapmakta değil, Allah’ın istediğine boyun eğmektedir.
Nefs-i emmârenin ilacı:
Takvâ, ibadet, haramlardan kaçınmak, oruç, zikir, tövbe ve nefis muhasebesidir.
- NEFS-İ LEVVÂME
İkinci mertebe nefs-i levvâmedir.
“Levvâme”; kendini kınayan nefis demektir.
Kur’an:
“Kendini kınayan nefse yemin ederim.”
buyurur.
— Kıyâme Sûresi, 2. ayet.
Burada insan artık günah işlediğinde bundan rahatsız olmaya başlar.
Eskiden günah işliyor ve hiç umursamıyordu.
Şimdi ise:
“Ben neden bunu yaptım?”
“Allah benden razı mı?”
“Bu yaptığım doğru değildi.”
demeye başlıyor.
İşte bu çok önemli bir değişimdir.
Çünkü insanın içindeki hesaplaşma başlamıştır.
Rasûlullah ﷺ şöyle buyurmuştur:
“Âdemoğullarının hepsi hata eder; hata edenlerin en hayırlıları tövbe edenlerdir.”
— Tirmizî, 2499.
Demek ki hata etmek insanın özelliğidir.
Asıl tehlike hata etmekten ziyade, hatasını hata olarak görmemektir.
Levvâme nefis insana kendi kusurlarını gösterir.
- NEFS-İ MÜLHİME
Üçüncü mertebe nefs-i mülhimedir.
“Mülhime”; ilhama mazhar olan nefis anlamında kullanılır.
Kur’an’da şöyle buyurulur:
“Nefse ve onu düzgün bir biçimde şekillendirene; sonra ona kötülüğünü ve takvâsını ilham edene yemin olsun ki, nefsini arındıran kurtuluşa ermiştir.”
— Şems Sûresi, 7-9. ayetler.
Burada çok önemli bir nokta var:
İlham, vahiy değildir.
Peygamberlerden sonra vahiy gelmez.
Fakat Allah kuluna doğruyu sevdirip yanlıştan sakındırabilir.
Nitekim Peygamber Efendimiz ﷺ Hz. Ömer hakkında:
“Sizden önceki ümmetlerde kendilerine ilham olunan kimseler vardı. Eğer ümmetimde böyle biri varsa Ömer’dir.”
buyurmuştur.
— Buhârî, Fedâilü ashâbi’n-nebî, 6.
Mülhime mertebesindeki insan, nefsinin her arzusunu takip etmek yerine, hayır ile şerri ayırt etme hassasiyetini geliştirmeye başlar.
Fakat burada da büyük bir tehlike vardır:
İnsan kendi içinden gelen her düşünceyi “ilham” zannetmemelidir.
Çünkü nefsin arzusu da şeytanın vesvesesi de insanın içine gelebilir.
Bu sebeple gerçek ölçü:
Kur’an ve Sünnettir.
- NEFS-İ MUTMAİNNE
Dördüncü mertebe nefs-i mutmainnedir.
“Mutmainne”; huzura ermiş, sükûna kavuşmuş nefis demektir.
Kur’an’ın nefis hakkında kullandığı en güzel ifadelerden biridir.
Allah Teâlâ şöyle buyurur:
“Ey huzura ermiş nefis! Rabbine dön; sen O’ndan razı, O da senden razı olarak.”
— Fecr Sûresi, 27-28. ayetler.
Peki kalp nasıl huzur bulur?
Kur’an cevap veriyor:
“Dikkat edin! Kalpler ancak Allah’ı zikretmekle huzur bulur.”
— Ra’d Sûresi, 28. ayet.
Demek ki gerçek huzur sadece malda değildir.
Sadece makamda değildir.
Sadece insanların sevgisinde değildir.
Çünkü bunların hepsi değişebilir.
Ama Allah’a bağlanan kalp, değişen şeylerin ötesinde değişmeyen bir Rabbe dayanır.
Peygamber Efendimiz ﷺ de şöyle dua etmiştir:
“Allah’ım! Nefsime takvâsını ver ve onu temizle. Sen onu temizleyenlerin en hayırlısısın.”
— Sahih Müslim, 2722.
Bu dua bize çok önemli bir şey öğretiyor:
Nefis kendi hâline bırakılmamalıdır.
Onun terbiyesi Allah’tan istenmelidir.
- NEFS-İ RÂZIYE
Beşinci mertebe nefs-i râzıyedir.
“Râzıye”; Allah’tan razı olan nefis demektir.
Burada kul yalnızca Allah’ın nimetlerinden hoşnut değildir.
Allah’ın takdirine karşı da teslimiyet geliştirmeye başlar.
Kur’an’da:
“Sen O’ndan razı, O da senden razı olarak Rabbine dön.”
buyrulur.
— Fecr Sûresi, 28. ayet.
Burada râzıye ve marzıyye ifadeleri birlikte zikredilir.
Peygamber Efendimiz ﷺ müminin hâlini şöyle anlatır:
“Müminin işi ne hoştur! Onun her işi hayırdır. Bu durum yalnız mümine mahsustur. Kendisine bir nimet gelse şükreder, bu onun için hayır olur. Başına bir sıkıntı gelse sabreder, bu da onun için hayır olur.”
— Sahih Müslim, 2999.
İşte râzıye makamının ruhuna yaklaşan anlayış budur:
Nimette şükür, sıkıntıda sabır, her hâlde Allah’a bağlılık.
Bu, “Ben hiçbir şey yapmayacağım, kader böyleymiş” demek değildir.
Kul elinden geleni yapar.
Sonra sonucu Allah’a bırakır.
- NEFS-İ MARZIYYE
Altıncı mertebe nefs-i marzıyyedir.
“Marzıyye”; Allah’ın kendisinden razı olduğu nefis demektir.
Burada artık sadece kulun Allah’tan razı olması değil, Allah’ın da kulundan razı olması vurgulanır.
Kur’an:
“Sen O’ndan razı, O da senden razı olarak Rabbine dön.”
buyurur.
— Fecr Sûresi, 28. ayet.
Peki Allah’ın rızası nasıl kazanılır?
Hadîs-i kudsîde Allah Teâlâ şöyle buyurur:
“Kulum, kendisine farz kıldığım şeylerden daha sevimli bir şeyle Bana yaklaşamaz. Kulum nâfilelerle Bana yaklaşmaya devam eder; nihayet Ben onu severim…”
— Sahih Buhârî, 6502.
Dikkat edin:
Önce farzlar.
Sonra nafileler.
Yani nefis terbiyesi, İslâm’ın emirlerinden bağımsız mistik bir yol değildir.
Namazını terk eden, haramlardan sakınmayan bir insanın “yüksek nefs mertebesine ulaştım” iddiası İslâm’ın ölçüsüyle bağdaşmaz.
Allah’ın rızası, Allah’ın emirlerine itaat yoluyla aranır.
- NEFS-İ KÂMİLE
Ve son olarak nefs-i kâmile. Bu nefis artık Kur’an’ın boyasıyla boyanmış, Resulüllahın ahlakıyla ahlaklanmıştır. Nefsinde Allahın emir ve yasaklarına karşı hiç bir muhalefet kalmamıştır.
“Kâmile”; olgunlaşmış, kemale ermiş demektir.
ancak bu makam irşad makamıdır. gayretle elde edilebilecek bir mertebe değildir. sadece Allah, lutfettiği kişilere ihsan eder.
Peygamber Efendimiz ﷺ şöyle buyurur:
“Müminlerin iman bakımından en mükemmeli, ahlâkı en güzel olanıdır.”
— Tirmizî, 1162.
Demek ki nefsin kemali sadece birtakım manevi hâller yaşamak değildir.
Ahlâktır.
Merhamettir.
Tevazudur.
Sabırdır.
Adalettir.
İhlasdır.
İbadettir.
İnsanlara zarar vermemektir.
Allah’ın emirlerine teslim olmaktır.