14.04.2024 - EHLİ SÜNNET MEDYA
Ehli Sünnet Medya

Selam vermenin ve almanın fazileti

Selâm vermek ve selâm almak İslam dininin en temel esaslarından birisi ve gereğidir.

Selam kelimesi, “güven vermek” “emân vermek” gibi anlamlara geldiği gibi “ferahlık” “rahatlık” “dünya ve âhiret sıkıntılarından kurtulmak” gibi güzel temenni manalarını da içinde barındırmaktadır. Bununla birlikte selam, Müslümanların hem dünya hayatında hem de cennette birbirleri için kullandıkları ve kullanacakları bir övgü sözüdür.[1]

Selamlaşmanın hükmü ve faydaları:
Selamlaşma, Müslümanların arasındaki muhabbeti, kardeşliği ve güveni arttırmakla beraber Peygamber Efendimizin (sallallahu aleyhi ve sellem) tavsiye ettiği amellerdendir. Nitekim bu hususta Ebû Hüreyre’nin (radıyallahu anh) rivayet ettiğine göre, Rasûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur: “Canım kudret elinde olan Allah’a yemin ederim ki; İman etmeden cennete giremezsiniz, birbirinizi sevmeden de iman etmiş olmazsınız. Size yaptığınız takdirde birbirinizi seveceğiniz bir işi göstereyim mi? Selamı aranızda yaygınlaştırınız.”[2]

Yine Ebû Hüreyre’den (radıyallahu anh) rivayet edildiğine göre, Rasûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem), Müslümanın Müslüman üzerindeki hakkının beş olduğunu bunlardan birisinin de “selamı almak” olduğunu buyurmuşlardır.[3] Dolayısıyla bir Müslümanın, selam vermesi sünnet, alması ise farzdır.[4] Ayrıca günümüzde kişinin Müslümanlığına delalet eden en büyük alametlerden birisi de selam verip selam almasıdır.

Selamlaşmak muhabbete, sevgiye sebep olduğu gibi bereketin hasıl olmasına da sebeptir. Bu hususu Enes (radıyallahu anh) şöyle anlatmaktadır:

Rasûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) bana:

“Yavrucuğum! Kendi ailenin yanına girdiğinde onlara selâm ver ki, sana ve ev halkına bereket olsun” buyurdu.[5]

Selam vermenin gerekli olduğu kimseler ve yerler:
Bir Müslümanın tanıdığı yahut tanımadığı her Müslümana selam vermesi gerekmektedir. Nitekim bu hususta, Peygamber Efendimize (sallallahu aleyhi ve sellem) İslam’da yapılması en hayırlı amelin ne olduğu sorulduğunda “Tanıdığın yahut tanımadığın her Müslümana selam vermendir” şeklinde cevap vermişlerdir.[6]

Müslümanların olduğu bir mekâna girerken, çıkarken, onlarla karşılaşınca veya yanlarından ayrılırken selam verilmesi gerektiği gibi,[7] Kur’ân okuyana, hutbe okuyan ve dinleyene, yemek yiyene ve aşikâr bir şekilde günah işeyene selam verilmemesi gerekir.[8]

Selamlaşmada, küçük olanın büyüğe, az olan grubun çok olanlara, yürüyenin oturana, binek veya arabada bulunanın yaya olana selam vermesi Peygamber Efendimizin (sallallahu aleyhi ve sellem) tavsiye ettiği bir selamlaşma kaidesidir.[9] Bununla beraber günümüzde selam sünnetinin yaygınlaşması, Müslümanlar arasında muhabbetin, sevginin ve güvenin artmasına binaen, büyüklerin küçüklere selam vermesinde bir beis yoktur. Nitekim Peygamber Efendimizin (sallallahu aleyhi ve sellem) küçük çocuklara selam verdiği zamanlar da olmuştur.[10]

Kimsenin bulunmadığı boş bir eve/mekâna girildiğinde de selam verilmesi gereklidir. Nitekim bu hususta İbn Ömer (radıyallahu anhuma) şöyle buyurmuştur: “Biriniz, kimsenin bulunmadığı bir eve girdiğinde es-Selâmü aleynâ ve alâ ibâdillâhi’s-Salihîn şeklinde selam versin”.[11]

Selamlaşma lafızları ve faziletleri:
Kişinin kendisine verilen selama, daha güzel bir selam ile karşılık vermesi, aynısı ile mukabelede bulunmasından daha faziletlidir. Nitekim “Size bir selâm verildiğinde, ya daha güzeli ile veya aynısı ile karşılık verin” (Nisa 86) ayeti bu hususu açıkça göstermektedir.

Ayeti kerimede geçen “Daha güzeliyle selamlama” ifadesini, Peygamber Efendimizin (sallallahu aleyhi ve sellem) şu sözleri açıklar mahiyettedir: “Kim “es-Selâmu aleyküm” derse, kendisi için on hasene (sevap( yazılır. Kim de “es-Selâmu aleyküm ve rahmetullâh” derse, kendisi için yirmi hasene (sevap) yazılır. Kim de “es-Selâmu aleyküm ve rahmetullâhi ve berakâtüh” derse, kendisine otuz hasene (sevap) yazılır”.[12]

Başka bir rivayette ise “es-Selâmu aleyküm ve rahmetullâhi ve berakâtüh” diyen kimse için elli sevap yazılacağı söylenmiştir.[13]

Bu manayı ihtiva eden başka bir hadisi şerifte de şöyle geçmektedir: Resûlullah’a (sallallahu aleyhi ve sellem) bir adam geldi ve “es-Selâmü aleyküm” dedi. Efendimiz onun selâmına aynı şekilde karşılık verdikten sonra adam oturdu. Allah Rasûlü: “On sevap kazandı.” buyurdu. Sonra bir başka adam geldi, o da: “es-Selâmü aleyküm ve rahmetullâh” dedi. Peygamberimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) ona da verdiği selâmın aynıyla mukâbelede bulundu. O kişi de yerine oturdu ve Rasulullah (sallallahü aleyhi ve sellem): “Yirmi sevap kazandı.” buyurdu. Daha sonra başka bir adam daha geldi ve “es-Selâmü aleyküm ve rahmetullâhi ve berekâtüh” dedi. Fahr-i Kâinât Efendimiz o kişiye de selâmının aynıyla karşılık verdi. O kişi de yerine oturdu ve onun hakkında da “Otuz sevap kazandı.” buyurdu.[14]

Hadis-i şeriflerden anlaşılacağı üzere selamlaşmada kullanılan lafızların da sevap bakımından dereceleri vardır. Dolayısıyla selamlaşmada ziyade lafız kullanılması daha sevaptır. Ancak bu ziyadenin “Berakâtüh” ifadesinden ileriye geçmemesi gerekmektedir.[15] Nitekim İbn Abbâs’tan (radıyallahu anhuma) şöyle rivayet edilmiştir: “Her şeyin bir sonu vardır. Selamın da sonu “ve berakâtüh’dür.”[16]

Selam vermek mi daha faziletli yoksa Selam almak mı?

Selam vermenin mi yoksa almanın mı daha faziletli olduğu hususunda ulema ihtilaf etmiştir. Bazıları selam almanın farz, vermenin ise sünnet olması hasebiyle farzın sevabının, sünnetin sevabından daha fazla olacağına binaen selam almanın daha faziletli olduğunu söylemişlerdir. Bazıları da selam veren kimsenin karşı taraftan önce davranıp, selamı hatırlatması sebebiyle sevabının daha fazla olduğu görüşüne gitmişlerdir.[17]

Konu ile alakalı olarak Mevsîlî (rahmetullâhi aleyh) el-İhtiyâr adlı eserinde şöyle demiştir: “Selam vermek sünnet, almak ise farzdır. Selam almaktan kaçınmak, geri durmak ise selam vereni küçümseme ve saygısızlıktır. Selam almamak haramdır. Selam vermenin sevabı, selam almaktan daha fazladır”.[18] Ayrıca bu hususta Peygamber Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuşlardır: “Bir Müslüman uğradığı bir topluluğa selam verir ve onlar da selamına karşılık verirse, kendilerine selamı hatırlatması sebebiyle o kişi, onlardan bir derece üstün olur”. [19]

Dolayısıyla selam vermenin sevabı, selam almaktan daha fazladır. Çünkü selam veren kimse hem sünneti yerine getirmiş olduğundan hem de karşı tarafa selamı hatırlatmış olduğundan, selam alan kimseden daha fazla sevap kazanmıştır. Nitekim “Hayra vesile olan için hayrı yapan gibi sevap vardır”[20] hadisi şerifi de bu söylediğimizi desteklemektedir.

[1] Bkz. Ahzâb, 44, Yunus, 10.

[2] Müslim, Sahîh, no: (54/93); Ebû Dâvûd, Sünen, no: (5193).

[3] Müslim, Sahîh, no: (2162-4).

[4] Nevevî, el-Mecmû‘, Dâru’l-Fikir, 4/594.

[5] Tirmizî, Sünen, no: (2698); Ebû Ya‘lâ el-Mevsılî, Müsned, Dâru’l-Me’mûn, 6/306-309 (3614).

[6] Buhârî, Sahîh, no: (2551); Müslim, Sahîh, no: (8/2).

[7] Bkz. Ebû Dâvûd, Sünen, no: (5208); Tirmizî, Sünen, no: (2706); Buhârî, Edebü’l-Müfred, Mektebetü’l-Me‘ârif, s. 550 (986).

[8] Bkz. İbn Mâze, el-Muhîtu’l-Bürhânî, Dâru’l-Kütübi’l-İlmiyye ,5/237-328; İbn Âbidîn, Reddü’l-Muhtâr, Dâru’l-Fikir, 1/617.

[9] Buhârî, Sahîh, no: (6231); Ebû Dâvûd, Sünen, no: (5198); Tirmizî, Sünen, no: (2703).

[10] Bkz. Müslim, Selâm, 2168-14-15; Ahmed b. Hanbel, Müsned, Mü’essesetü’r-Risâle, 20/348 (12896); İbn Ebî Şeybe, Musannef, Dâru’l-Kıble, 13/205 (26289).

[11] Buhârî, Edebü’l-Müfred, Mektebetü’l-Me‘ârif, s. 592 (1055); İbn Ebî Şeybe, Musannef, Dâru’l-Kıble, 13/223 (26353).

[12] Abd b. Humeyd, el-Müntehab min Müsned, Dâru Belensiyye, 1/376 (469); İbn Ebî Şeybe, Müsned, Dâru’l-Vatan, 1/62 (56).

[13] Taberânî, el-Mu‘cemü’l-Kebîr, Mektebetü İbn Teymiyye, 19/259 (574).

[14] Ebû Dâvûd, Sünen, no: (5195); Tirmizî, Sünen, no: (2689); Ahmed b. Hanbel, Müsned, Mü’essesetü’r-Risâle, 33/170 (19948).

[15] İbn Mâze, el-Muhîtu’l-Bürhânî, Dâru’l-Kütübi’l-İlmiyye, 5/236; İbn Âbidîn, Reddü’l-Muhtâr, Dâru’l-Fikir, 6/414.

[16] Beyhakî, Şu‘abü’l-Îmân, Mektebetü’r-Rüşd, 11/246 (8489); Mâlik b. Enes, el-Muvatta’ (Yahya b. Yahya el-Leysî rivayeti), Dâru İhyâ’i’t-Türâsi’l-Arabî, 2/959 (2).

[17] Ebü’l-Leys es-Semerkandî, Bostânü’l-Ârifîn, Müessesetü’l-Kütübi’s-Sekâfiyye, 1/330; İbn Mâze, el-Muhîtu’l-Bürhânî, Dâru’l-Kütübi’l-İlmiyye, 5/236.

[18] Mevsılî, el-İhtiyâr, Matbaatü’l-Halebî, 4/164.

[19] Bezzâr, Müsned, Mektebetü’l-Ulûm, 5/174-175 (1771); Taberânî, el-Mu‘cemü’l-Kebîr, Mektebetü İbn Teymiyye, 10/182 (10391); Beyhakî, Şu‘abü’l-Îmân, 11/198 (8400).

[20] Müslim, Sahîh, no: (1893/133); Ebû Dâvûd, Sünen, no: (5129).

BU SAYFAYI PAYLAŞ
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

YORUM YAPABİLİRSİNİZ