19.04.2024 - EHLİ SÜNNET MEDYA
Ehli Sünnet Medya

Osmanlı’nın Ehli Sünnet Hassasiyeti

Osmanlıların ehl-i sünnet hassasiyeti daha devletin kuruluş aşamasında karşımıza çıkmaktadır. Ertuğrul Bey’ in Kuran-ı Kerim· e karşı hürmeti ile başlayan bu kutlu uğraş. Osmanlı cihan devletine adını veren Osman Gazi ‘nin yaşayış. anlayış ve imanı ile çağları aşan bir devletin ve medeniyetin muştusu haline dönüşmüştü. Osman Gazi; oğlu Orhan Bey’e bıraktığı vasiyeti ile devletini hangi sağlam temeller üzerine oturttuğunu da ortaya koymuştur:

“Ey devlet ve ikbal sahibi oğlum!. .. Ulemaya riayet eyle ki din işleri nizam bulsun!. .. Nerede bir ilim ehli duyarsan, ona rağbet, ikbal ve yumuşaklık göster!. .. Askerin ve malın ile gururlanıp alimlerden uzaklaşma!. .. Padişahlığın aslı ve esası İslamyet’tir. Bu sebeple Hz. Allah’ın emirlerine muhalif bir iş yapmayasın. Bizim yolumuz Allah yoludur ve gayemiz Hz. Allah’ın dinini aymaktır. Yoksa kuru kavga ve cihangirlik davası değildir.”

Bu sözler, Osmanlının neden hala kıtalar ötesi Müslümanların bile sevgi dua ve hayranlığını kazandığını neden hala hasret şiirlerine , çileye uğrayanların ağıtlarına konu olduğunu göstermektedir. Hatta eski Osmanlı coğrafyasının gayr-ı Müslimleri bile bu ağıt ve hasret destanlarına katılarak tek kutuplu, küresel emperyalizme karşı Osmanlı adaleti” istemektedirler.

Kuran-ı Kerim’in Tahrifini Önleme Yöntemi

Osmanlının ehl-i sünnet konusundaki hassasieti kitap, sünnet. icma-ı ümmet ve kıyas-ı fukaha )’ı şeri delil olarak
kabul eden devlet anlayışının tabii bir sonucudur. Kuran-ı Kerim ‘in basımı , dağıtımı , öğrenimi , öğretimi, tefsiri ve tatbiki konusunda Osmanlı yönetiminin gösterdiği hassasiyet konusunda Başbakanlık Osmanlı Arşivi’nde binlerce
belge bulmak mümkündür. Belgelere göre mukaddes kitabımız n basımı, sadece Osmanlı Devlet Matbaası
tarafından yapılmıştır. Böylece Kuran-ı Kerim’in tahrifine yönelik sinsi girişimler önlenmiş. basımında ve dağıtımında gerekli hürmetler gösterilmiştir. Osmanlı Sultan ve devlet adamlarının emri ile Topkapı. Dolmabahçe. Çırağan ve
Yıldız Sarayları’nda; Sultan Ahmet. Süleymaniye ve Bayezid gibi İstanbul’daki Selahaddin camiilerinde Konya Kapı
Camii. Edirne Selimiye. Şam Emeviye Camii gibi Osmanlı ülkesindeki büyük camilerde. Kabe-i Muazzama ve Ravza Mutahhare’de her gün. her saat, her an daimi Kuran-ı Kerim hatimleri yaptırılarak başta Resulullah (SAV) Efendimizin ve Ashab-ı Kiramın mübarek ruhları olmak üzere tüm Müslümanların ruhlarına hediye
edilmiştir. Bu faaliytetler için vakıflar kurulmuştur.

Osmanlı yönetiminin Hz. Peygamberimiz (SAV.) hakkındaki hassasiyeti de dikkat
çekicidir. Saray ve büyük camilerde huzur dersleri. hatm-i Buharilerle hadisi şerifler
okunmuş medrese ve mekteplerde Hz. Peygamberimiz (SAV) öğretilmiş . O’nun emir ve tavsiyteleri İstanbul’un fethinde olduğu gibi “Kurtuluş reçetesi” olarak
kabul edilmiştir.

Sultan l.Abdülhamid “Hz. Peygamberin (SAV) emir ve işaretleri varken; nücum ehlinin, yıldız
falı ile uğraşanların boynunu vururum” derken. Sultan il. Abdülhamid Fransız yazar Bornier’in “Muhammed” adlı
iftira dolu piyesinin oynanmasını Paris, Londra, Roma ve Washington tiyatrolarında Osmanlının siyasi nüfuzunu
kullanarak yasaklatmıştı. “Ulu Hakan”,
Müslümanların halifesi olarak Avrupa sahne ve fuarlarına müdahale ederek; o günün Teslime Nesrin’lerini. o günün Selman Rüştü’lerini birer birer susturmuştu .

Sıbyan mektebi ile başlayan Osmanlı eğitim sisteminde; Kur’an-ı Kerim ve
Hadisi Şerif eğitimi yanında; akaid’de İmam-ı Maturidi ve Ömer Nesefi. fıkıhta İmam ı Azam, İmam-ı Yusuf. İmam ı
Muhammed ve Halebl gibi en kıymetli ehl-i sünnet alimlerinin ve önderlerinin eserleri okutulmuş, onlara sayısız şerhler yazılmıştır. Ayrıca; ehl-i sünnet dışı medrese eğitimine de izin verilmemiştir.

Büyük Selçuklularla Nişabur’da; ehl-i sünneti müdafaa için başlayan medrese geleneği; Osmanlılarda tarihinin en üst
seviyesine çıkmış; bu dönemde kurulan ihtisas medreseleri ile Osmanlı uleması İslam dünyasını en muteber alimleri olarak dikkatleri çekmişlerdir. Molla Güraniler, Molla Hüsrevler, Hoca Sadettinler, İbn-i Kemaller. Katip Çelebiler. Gelenbevller, Ahmet Cevdet Paşalar. İskilipli Muhammed Atıflar , Ahıskalı Ali Haydarlar
bu gelenekten yetişerek: medrese adlı bu müstesna ilim mekanlarının kıymetli birer mahsulü olarak İslam ümmetine rehberlik ve önderlik yapmışlardır. Tahrifata Karşı Komisyon Kuruldu Osmanlı yönetimi, Orhan Gazi’den başlayarak ehl-i sünnet dışı tasawufi hareketlere karşı mesafeli dururken, Nakşibendilik, Kadirilik. Cerrahilik, Rufailik vb. sünni tarikat mensuplarına hem hürmet, hem rağbet, hem riayet. hem de muavenet etmişlerdir. Onları hem kendi gönül dünyalarının ebedi ışığı hem İslami tebliğ faaliyetlerinin alperen aşığı olarak hayatlarının her safhasında. attıkları her adımda , hatta aldıkları her nefeste
yanlarında hissetmişlerdi. Şeyhülislam Hoca Saadeddin Efendi. “Tacü’t-Tevarih”
adlı meşhur eserinde bu durumu şu kelimelerle ifade etmektedir: “Fatih
Sultan Mehmed. seferlerinde Ubeydullah Ahrar (K.S.) Hazretlerinin nefeslerini ensesinde hissediyordu … Tüm Osmanlı Sultanları, Fatih Sultan Mehmed gibi hep gönüllerinde ve yaşayışlarında evliyaullahın nefeslerini enselerinde hissetmişlerdi. Bunun için de sayıları onbinlerle ifade edilebilecek miktarda tekke ve dergahın taam ve diğer masarıfı; Osmanlı Sultan ve yöneticilerin kurduğu vakıflardan ve verdikleri teberrulardan sağlanmıştı. “Ehl-i
dua” olarak adlandırılan mutasawıtlar. dervişler ise; Osmanlı yönetimine yönelik tenkit ve takdirlerinde asla
kendilerine yapılan bu yardımları tesirinde kalmamışlardı. Bektaşilik ve Melamilik gibi Sünni hususiyetlerini zamanla kaybetme tehlikesi ile karşılaşan tekkeler; ya kapatılmış, ya da çok itimat edilen Nakşibendilere verilerek onlar vasıtasıyla ıslah ve tecdid edilmişlerdi. Ayrıca, tasawutla alakalı kitapların basımında çok dikkatli ve titiz davranılmış. hatta başta Abdulkadir Geylani hazretleri olmak üzere birçok tasawuf büyüğünün kitaplarına sonradan ilave edilmek istenen ehl-i sünnet dışı bilgilerin ayıklanması için devrin meşhur ve makbul alimlerinden bir komisyon
kurulmuştu. Tüm tasawuf kitapları bu komisyon tarafından titiz bir şekilde incelendikten sonra basılabilmişti.
Osmanlı Sultanları; Emirü’I- Müminin olarak tüm İslam ümmetinin halifesi idiler. Bu açıdan ekmel bir halifelik icra edilmiş bu konuda da ehl-i sünnet hassasiyeti dikkate alınmıştır.

Özellikle; İran ‘la olan münasebetlerde yapılan antlaşmalarda İranlıların “Hz. Ebubekir ve Hz. Ömer’e hakaret etmemeleri” sürekli özel bir şart olarak muhafaza edilmiştir. Ayrıca: İranlı Şii erkeklerle: Sünni Osmanlı hanımlarının evlenmelerine de bu hassasiyet sebebi ile izin verilmemiştir. Yemen’deki Zeydiler, Lübnan ve Suriye’deki Nusayriler, Anadolu’daki Aleviler, baskı ve zorbalıkla değil: gönül ve ilimle ehl-i sünnete kazanılmaya çalışılmış, bu konuda özellikle II. Abdülhamid döneminde önemli başarılar elde edilmiştir. Suriye ve Lübnan’daki Nusayrilerden bir bölümünün gönlü kazanılarak. onları istismar etmek isteyenlere. özellikle de onlara yönelik okullar açan Protestan misyonerlere fırsat verilmemiştir. Lübnan’da Nusayrilikten ehl-i sünnet’e katılan ailelerin en önemlisi Arslan ailesi olup. bu aileden gelen
Şekip Arslan: özellikle Birinci Dünya Savaşı yıllarında Osmanlı devletine ve İslam ümmetine çok başarılı hizmetler sunmuştur.

BU SAYFAYI PAYLAŞ
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

YORUM YAPABİLİRSİNİZ