|
SEKİZİNCİ HİKÂYE
Bâli adında bir kimsenin çok sevdiği bir putu vardı. Putunu hiç bir
zaman yanından ayırmaz ve onunla diğer arkadaşlarına karşı iftihar
ederdi. Her ne zaman düşmanları ile harbe çıksa, putunu önüne koyarak
secde eder, dua ve tazarrûda bulunurdu. Bir gün yolculuk yapması icab
etti. Bütün malını hayvanının üzerine yükleyip, üzerine de putunu koydu.
Yolda giderken hayvanın ayağı kaydı, put yere yuvarlandı, boynu ve ayağı
kırılarak parçalandı. Bâli puta bakarak:
— Ben seni getirdim ki, benden belâ ve ezaları men edesin. Halbuki sen
kendi nefsine gelen belâ ve ezaları men etmeye bile kaadir değilsin,
dedi. Ve putun ayağından tutarak yere çaldı. Daha sonra da Rasûlüllah (S.A.V.)
Efendimiz Hazretlerine gitti. Halini ve muradını beyan ederek:
— Ya Muhammed! Artik puta tapmaktan yüz çevirdim. Bana kim ilâh olur?
dediği zaman, Hazreti Peygamberimiz:
— Ey Bâli! Benim bir Rabbim vardır ki, dünyada belâ ve âhirette azabı
def edip, sayısız nimetler ve kendi cemâli ile mükâfatlandırır,
buyurdular. Bunun üzerine Bâli:
— Ya Râsûlallah! O Rabbinin pahası nedir? dedi. Rasûlüllah Efendimiz (S.A.V.):
— Ey Bâli! Benim Rabbim pahadan ve senin zan ettiğin şeyden münezzehtir.
Bir kimse «Kelime-i Şehadet» getirmek ile mü'min ve müslüman olur. Sen
de «Kelime-i Şehadet» getir, buyurdular.
Bâli de can u gönülden «Lâ İlahe İllallah Muhemmedü'r-Rasûlüllah» deyip,
müslüman oldu.
* * *
|