|
İKİNCİ HİKÂYE
Hulefâ-i Râşidîn zamanında, Mekke-i Mükerreme'de bir defa gayet kuraklık
olup, Mekke ehli yağmur duasına çıkmışlardı. Fakat yağmur yağmamıştı.
Abdullah Bin Mübarek Hazretleri: «Bu insanların içinden çıkıp, tenha bir
yerde dua edeyim, belki dergâh-ı izzette kabul olur.» diyerek, Mekke-i
Mükerreme'den çıkıp bir mağaraya girer ve dua ile meşgul olmaya başlar.
O esnada mağaradan içeriye siyahî bir arap girip iki rek'at namazdan
sonra şöyle dua ve tazarrûda bulunur:
— Ya Rabbî! Senin kulların üç gündür rahmet duasına çıkıyor ve senden
yağmur istiyorlar. Sen ise henüz ihsan etmedin. Sen yağmur yağdırıncaya
kadar başımı secdeden kaldırmayacağım.
Bunun üzerine hemen yağmur yağmaya başlar ve o da secdeden kalkarak,
mağaradan çıkıp gider. Abdullah Bin Mübarek de O'nu takib etmeye başlar.
Nihayet o arap Mekke-i Mükerreme'de yüksek bir kapıdan içeriye girer. O
da kapının önünde beklemeye başlar. İçeriden çıkan birisine bu evin kime
âit olduğunu sorunca, bir esircinin evi olduğunu öğrenir. Sonra esirciyi
çağırarak:
— Bir esir almak istiyorum. Bütün esirlerini bana göster, der. Esirci de
hepsini gösterir. Fakat o arabı esirlerin içinde göremeyince, esirciye o
arabın nerde olduğunu sorar. Esirci de:
— Evet öyle birisi vardır, fakat çok tembeldir, işe yaramaz der. O da
getir bir bakalım, deyince arabı getirir. Abdullah Bin Mübarek arabı
görünce:
-— Olsun bu benim işime yarar, fiatı nedir? diye sorar. Esirci:
— Ben 20 akçeye aldım fakat 10 akçe bile etmez der. Abdullah Bin Mübarek,
20 akçeye alır ve evine getirir. O arab:
— Ey Abdullah Bin Mübarek! Sen beni niçin aldın?
— Sen benim ismimi nereden biliyorsun?
— Dostlar birbirini bilir.
Arab abdest alıp namaz kıldıktan sonra, başını secdeye koyar. Abdullah
Bin Mübarek de acaba ne diyor diyerek O'na yaklaştığı zaman, secdede
şöyle söylediğini duyar: «Ey sırlar sahibi, hakikaten sır zahir oldu.
Bundan sonra bana hayat gerekmez.»
Arabın secdede biraz fazla kaldığını görünce, O'nu hareket ettirmek
ister. Bir de anlar ki, arab ruhunu teslim etmiştir. Hemen teçhiz ve
tekfinini görüp defn eder. O gece rüyasında, Hz. Rasûlü Ekrem Efendimizi
görür. Sağ tarafında haybetli ve nûranî yüzlü bir zat ve sol
taraflarında da o arab vardır. Hz. Rasûlü Ekrem Efendimiz:
— Ya Abdullah! Allahu Teâlâ Hazretleri seni hayır ve ihsan ile
mükâfatlandırsın. Çünki sen bizim sevdiğimize hizmet ve ihsan ettin,
buyurdu. Abdullah Bin Mübarek:
— Ya Rasûlallah! Bu kul zât-ı âlilerinizin sevdiği midir? deyince,
Efendimiz:
— Evet, bizim sevdiğimiz bir kuldur. Hatta İbrahim Halîlullah'ın da
sevdiği bir kuldur, deyip sağ tarafındaki zatın Cenabı Halîlullah
salavatullahi ala nebiyyina ve aleyh hazretleri olduğunu işaret
buyurdular.
Uyandığı zaman, öyle bir hizmetçi ile bulunduğu için Cenabı Hak''ka
şükreder.
* * *
|