|
ÜÇÜNCÜ HİKÂYE
Yine Hz. Şeyhten rivayet edilmiştir:
— Salihlerden Süleyman Bin Seza isimli bir zatın, fâsık ve fâcir olan
sarraf bir komşusu olup, daima şarap içerdi. Böylece mezkûr zatı
huzursuz ediyordu. Süleyman Bin Seza, oğlu ile müşavere ederek başka bir
ev alıp, bunun şerrinden kurtulalım, dediler. Nihayet başka bir ev satın
alarak oraya taşındılar. Fakat bir müddet sonra sarraf komşuları vefat
edince tekrar eski evlerine döndüler. Süleyman Bin Seza o gece şöyle bir
rüya gördü:
— Rüyasında kapısı çalınır, kendisi kapıyı açdığı zaman çok uzun boylu
bir kimse görür. Hatta o kadar uzun ki yüzünü görmek için baktığı zaman
yüksekliğinden göremez. Bu halden çok korkar. O kimse: «Korkma benimle
gel.» diyerek, beraberce giderler ve bir kabre varırlar. Uzun boylu zat,
Süleyman Bin Seza'ya: «Bu kabri kaz.» der. O da kazar ve bir kerpiç
görür. O kerpici kaldırınca, çok büyük bir bahçe ve ortasında nefis
döşekler ile süslenmiş yüksek bir taht görür. Bir de bakar ki, o fâsık
komşusu döşek üzerinde yatıyor. O uzun boylu adam; «Bunu tanıyor musun?»
diye sorar. O da:
— Evet tanıyorum. Lâkin bu mertebeye ne ile erişti, diye sorunca, uzun
boylu adam şöyle cevap verir:
— Bu sarrafın âdeti, her namazdan sonra «Allahümmerham Ebâ Bekrin ve
Ömera ve Osmâne ve Ali Rıdvanullahi Aleyhim Ecmaîn» der idi. O dua
berekâtı ile, Cenabı Hak bütün günahlarını afvedip bu makama çıkardı,
der.
Süleyman Bin Seza, uyanınca tevbe ve istiğfar ederek, merhum sarrafı
rahmet ile yad eder.
* * *
|