|
İKİNCİ HİKÂYE
Şeyh Ebû Hafs Ömer, ceddi Ebû Sadık'tan rivayet ile şöyle beyan eder:
— Salih bir zat, Hacca niyet ederek Bağdad'a gelip, yanında fazla
bulunan eşyasını bir yere bırakmak ister. Dükkânın birisinde, bir
ihtiyarın oturmakta olduğunu görünce, eşyasını Hac'dan dönünceye kadar
yanına bırakmasını teklif eder. Fakat ihtiyar kabul etmez. Çok fazla
İsrar edince, ihtiyar: «Benim de sana bir emanetim var. Onu Rasülüllaha
götürürsen, senin eşyalarını kabul ederim.» der. O kimse, emanetin nedir?
deyince, ihtiyar:
— Ravza-i Mutahhara'ya vardığın zaman «Ya Rasûlallah! O ihtiyar, eğer
Ebû Bekr ve Ömer yanında olmamış olaydı, her sene gelip ziyaret ederdim.»
diye söyleyeceksin, dedi.
O aziz, ihtiyarın dinsiz ve râfizi olduğunu anlayarak, mecburen o
emaneti götüreceğini kabul ederek, yola revan olur. Haccı îfa ettikten
sonra Medine-i Münevvere'ye gider. Geceleyin Ravza-i Mutahhara'yı
ziyaret ederken, râfizi ihtiyarın emaneti, hatırına gelir. Fakat
edebinden dolayı susar. O esnada kendisine bir gaflet gelir ve uykuya
dalar. Rüyasında Rasûlü Ekrem Efendimiz Hazretleri kendisine: «Ey kimse,
râfizi ihtiyarın emanetini eda eyle.» buyurur. O kimse uyandığı zaman
abdest alır, iki rek'at namaz kılar. Fakat yine edeb ederek söyleyemez.
Tekrar uykuya dalar ve bu hal üç defa tekerrür eder. Üçüncüsünde o zat:
— Ya Rasûlallah! O melunun söylediği sizin malumunuzdur, der. Rasûlü
Ekrem Efendimiz de:
Evet biliyorum. Lâkin sen emaneti eda et, buyurur. Bunun üzerine o zat
şöyle söyledi diyerek, emaneti eda eder.
Nihayet Rasûlü Ekrem Efendimiz Hz. Ali'ye (R.A.) bakar ve Hz. Ali
huzurdan kaybolur. Bir saat geçtikten sonra, o râfizi ihtiyarın
sakalından yapışarak getirir. Hz. Peygamber Efendimiz, o salih kimseye:
Râfizî ihtiyar bu mudur? diye sorar. O da, evet diye cevap verir. Daha
sonra emr-i Rasûlüllah üzerine, Hz. Ali râfizî'nîn boynunu vurur. Hatta
o aziz kimsenin gömleğine bile, râfizî'nin kanı bulaşır.
Nihayet o zat uyanır ve bunları arkadaşlarına anlatır. O gecenin
tarihini de bir yere kaydederler.
Bağdad'a geldiği zaman, o râfizî ihtiyarı göremez ve nereye gittiğini
sorar. Halk ise, fülan tarihte fülan gece, o ihtiyar kayıp oldu.
Aradığımız zaman da, fülan yerde başı kesilmiş halde bulduk, derler.
Tarihleri karşılaştırdığı zaman birbirine uyduğunu görür ve onlara
hadiseleri tafsilâtı ile hikâye eder. Bu kıssa halifenin de kulağına
giderek, o zatı arkadaşları ile beraber huzuruna getirtip Kıssanın nasıl
olduğunu sorar. O'na da etraflıca anlatırlar.
Halife ağlayarak, o kimselere bol bol ihsanda bulunur. Bundan sonra o
Şeyhe ve eshabina kimsenin dil uzatmamasını ilân ettirir.
* * *
|