DİNİ HİKAYELER

 

RASULALLAH S.A.V. EFENDİMİZ HAZRETLERİNİN MUCİZELERİ


SEKİZİNCİ HİKÂYE

Hz. Fahri Risâlet (S.A.V.), süt anneleri Halime'nin (R.A.) yanında dört yaşına bastıkları zaman Hz. Halime, ehl-i nifak ve hasedin kötülüklerinden korkarak Hz. Rasûlü, Ebû Tâlib'e teslim etmek üzere devesine binerek Mekke'ye doğru yola çıktı. Mekke-i Mükerreme'nin kapısına geldikleri zaman, Hz. Rasûlü Ekrem Efendimizden yolculuk elbiselerini çıkarıp, başka elbiseler giydirmek üzere iken, Efendimiz ansızın süt annesinin gözünden kayboluverdi. Hz. Halime, şaşırıp kaldı ve etrafı arayıp bulamayınca feryad-u figan etmeye başladı. O arada bir kaafile görüp, Hz. Muhammed'i görüp görmediklerini sordu. Onlar, Muhammed kimdir? diye sordular. Hz. Halime:

— O Muhammed ki, ben fakire idim, O'nunla zengin oldum. Zelîl idim O'nunla izzettendim. Zayıf idim O'nunla kuvvet buldum, dedi. Kaafile ehli O'nu görmediklerini söylediler.

Hz. Halime, ağlayarak ve feryad ederek aramaya devam ederken, îblîs Aleyhillâne'ye tesadüf etti. İblis:

— Ey Halime! Hübel isimli puta git, sana Muhammed'i getiriversin, dedi. Hz. Halime:

— Ey Melun, var işine git. Umarım ki O'nu bana tekrar getirirler.

îblîs hemen Hübel'e giderek:

— Kureyş'e çok iyi oldu. Muhammed kaybolmuş, dedi-

Hübel, Muhamed ismini duyunca düşüp secde etti ve"

— Ey İblîs! Benden uzak ol. Hz. Muhammed, dünyaya geldiği gece diğer bütün putlara, kisra'ya, yehûd ve nasârâ kiliselerine neler olmuştu?! dedi.

İblis yine Hz. Halime'ye gelerek:

— Ya Halime! Üzülme, Muhammed'in Rabbi vardır. O'nu hıfz ve himaye eder, dedi.

Hz. Halime, ağlayarak olanları Ebû Tâlib'e anlattı. Ebû Tâlib de hemen münâdiler çıkardı ve her tarafa haberler saldı. Fakat Mekke ehli O'nu görmediklerine ve bir zarar vermediklerine yemin ettiler. Ve Hz. Muhammed (S.A.V.) bulunmadıkça yiyip içmeyeceğiz diye de ahdederek hep birlikte aramaya başladılar. Bir de gördüler ki, Veraka Bin Nevfel, Rasûlü Ekrem'i atının önüne almış getiriyor. Bu halden hepsi son derece sevindiler. O'nu nerede bulduğunu Nevfel'e sordular. Nevfel:

— Yolda gelirken fülan yerde gölgelenmek için durmuştum. Baktım ki, bu çocuk iki ellerine birer dal almış oynuyor. Sen kimsin dedim. «Ben Muhammed Bin Abdullah Bin Abdülmuttalib'im» dedi. Seni buraya kim getirdi, diye sordum. «Mekke-i Mükerreme'nin kapısında idim. Beni bir rüzgâr buraya getirdi.» dedi. Ben de alıp size getirdim, diyerek O iki cihanın güneşini Ebû Tâlib'e teslim etti. Bu hikâye siyerde yazılıdır.

* * *