DİNİ HİKAYELER

 

RASULALLAH S.A.V. EFENDİMİZ HAZRETLERİNİN MUCİZELERİ


DÖRDÜNCÜ HİKÂYE

Sebıyyatta zikrolunduğu gibi, tercüme edilerek nakil olunmuştur ki, Hz. Hatice (R.A.) validemiz, bir rüya görür. Tevrat ve İncil ilminde çok mahir olan, aynı zamanda gayet iyi rüya ta'bir eden amcası Veraka Bin Nevfel'e, rüyasının ta'birini sorar. O da:

— Ey Hatice! Sen âhir zaman Peygamberinin hanımı olursun, diye ta'bir eder. Bunun üzerine Hz. Hatice validemiz:

— Ey Amca! O âhir zaman nebisi hangi vilayetten gelir? Hangi kabileden zuhur eder? Ve kimin evlâdındandır? İsmi nedir? diye sualler sorar. Amcası:

— O Mekke'de zuhur edecektir. Kureyş kabîlesindendir. Beni Hâşim oğularına mensubtur ve İsm-i Şerifleri de Muhammed'dir (S.A.V.) diye cevap verir.

Hz. Hatice validemiz ilâhî güneşin doğmasını beklemeye başladı. Kendisine nice beyler ve beyzadeler tâlib olmuş, fakat o hiç birisine rağbet etmemişti. Kendisi hem suret ve sîret bakımından, hem de neseb bakımından gayet güzel ve temiz idi. Aynı zamanda çok da zengindi.

Hz. Rasûlü Ekrem (S.A.V.) in mübarek yaşları 25'e ulaştığı zaman, bir gün amcası Ebû Tâlib'in evinde yemek yerlerken, dayısı Veraka Bin Nevfel, Rasûlü Ekrem'in mübarek yüzüne bakarak:

— Hz. Muhammed (S.A.V.), kemâle erişti ve yiğit oldu. Lâkin bizim bunu evlendirmek için elimizde maddî imkânımız kâfi değildir. Nasıl edelim fülan yolunda konuşur. Bu arada Âtike Hatun:

— Ey kardeşim Ebû Tâlib! Hatice mübarek bir hatundur. Her kim ona müracaat etse, dünya maişeti bakımından sıkıntı çekmez. Hatta şimdi bir kafilesi de Şam'a gitmek üzeredir. Muhammed'i de diğer deveciler gibi ücretle kabul ederse, gidip geldikten sonra o ücret ile evlendiririz, der.

Bunun üzerine Âtike validemiz, doğruca Hz. Hatice'nin evine gidip, kardeşi Ebû Tâlib'e söylediği fikri, tafsilatıyla anlatır. Hz. Hatice, Âtike'den, Muhammed (S.A.V.) ismini işitince, vücuduna titreme, kalbine de muhabbet düşüp benzi değişir ve beklediği Muhammed'in (S.A.V.) bu olduğuna tamamen kanaat getirir. Çünki hem Mekkî, heı Kureyşî, hem Hâşimî ve de ism-i şerifleri Muhammedü'1-Emîn olduğunu anlayınca, bilmezlikten gelerek bazı evsafını Âtike'den sual eder. O'nun cevabından sonra, Veraka Bin Nevfel'in semavî kitapları ahkâmınca beyan ettiği evsafa da tam benzediğini anlayınca, gayr-i ihtiyarî olarak ve gizlice Efendimize âşık olur ve o anda nikâh etmek murad etse de, töhmetinden çekinip biraz aşk ateşi ile yanmayı tercih eder ve:

— Ey Âtike! Diğer devecileri 25 akçe ile tuttum. Lâkin Muhammed'i (S.A.V.) 50 akçe ücret ile kabul ediyorum, der.

Âtike validemiz, çok sevinerek Ebû Tâlib'e gelir ve keyfiyeti ifşâ edince o da sevinir. Kafilenin yola çıkması kararlaştırılınca, Ebû Tâlib ve Âtike Hatun, Efendimize gelerek:

— Ey Muhammed! (S.A.V.), kafile gitmek üzeredir, sen de gidip hizmette bulun, demeleri üzerine, Fahri Kâinat Efendimiz de, elbiselerini ve pabuçlarını giyip devenin yularını mübarek eli ile tutarak, ağlaya ağlaya yola revan olur. Bu arada bütün melâike-i kiram ağlaşıp feryad ederek:

— Ya Rabbî! Şol kimse için, dünyayı, âhireti, arşı, kürsü ve bütün mahlukatı halk etmiştin. Şimdi ise, Hatice'nin kafilesine ücretle hizmet etmesi lâyık mıdır? Fakat hikmetini yine sen bilirsin, < dedikleri zaman, Hak Celle ve Âlâ Hazretleri:

— Ey Meleklerim! Benim hikmetimi kimsenin aklı idrak edemez. Habibimi öyle etmemde nice nice azîm esrarım vardır. Yine ben bilirim ki, eğer Ümmet-i Muhammed'den âlim bir kimse, habîbin bir hadis-i şerifini ümmetine haber verip ve bu ahvali hatırlatar O'nun çektiği mihnet ve meşakkatleri anlatınca gözünden yaş gelse, izzet ve celâlim hakkı için o kulumu Cehennem azabından halas ve bütün günahlarından temizlerim buyurur.

Nihayet Hz. Hatice, kafile reisi olan Mesîre'ye, Hz. Muhammed (S.A.V.) Mekke'den çıkınca, gayet güzel bir elbise giydirip, kendisine mahsus iyi bir deve göstermesini ve hizmetinde kusur etmeden görevini yerine getirmesini tenbih eder. Mesire de söylenilenleri harfiyyen yerine getirir. Yolda giderlerken Efendimizin âlemlere rahmet olduğunun bilinmesi için, Hz. Allah tarafından, kendisine ihsan olunan bir parça bulut, başı hizasında O'nunla beraber yürümeye başlar. Böylece izzet ve keramet ile Şam'a doğru yol almaya başlarlar.

Meğer uzun zamandan beri bir râhib, Tevrat ve İncil'i müteâla edip onların ilmini iyice öğrenmekle, Efendimiz Hazretlerinin evsafını, doğum zamanlarını ve Hatice'nin kaafilesi ile Şam'a gideceğini de bildiği için yolda bir mesken tutup beklemeye başlamıştı. Nihayet kafile o rahibin meskenine yakın bir yerde konaklar. Râhib onların üzerinde bir bulutun da gelmekte olduğunu fark eder. Ve onlara kavuştuğuna sevinerek, derhal bir ziyafet tedarik etmeye başlar. Hazırlığını bitirdikten sonra onları davet eder. Arkadaşları, Efendimizin ismi Muhammedü'l-Emîn olduğu gibi, kendisine son derece güvendikleri için Efendimizi nöbetçi olarak bırakırlar ve kendileri yemeğe giderler.

Râhib o gördüğü bulutun halen kafile üzerinde durmakta olduğunu müşahede edince, kafile reisinden, orada başka kimsenin kalıp kalmadığını sorar. O da, bir yetim kimseyi, gayet emîn olduğu için orada bırakıp geldiklerini söyler. Râhib: «Seyyidü'l-Kavmi hâdimühüm» diyerek, kalkıp doğruca Efendimiz Hazretlerinin yanına gider, müsâfaha ettikten sonra O'nu da ziyafete getirir. Gelirken bakar ki o bulut kendileri ile beraber geliyor. Râhib, Efendimizi mahalline götürür ve kendisi dışarı çıkarak buluta nazar eder. Bakar ki bulut kapının üzerinde duruyor. Râhib, hemen içeriye girerek Efendimizden, doğduğu yeri, kabilesini ve ismini sual eder. Fahri Kâinat Efendimiz de, Mekke'de Kureyş Kabilesinden, Benî Hâşim evlâdından ve isminin de Muhammedü'l-Emîn olduğunu söyleyince, Râhib kendinden geçerek kalkar ve gayri ihtiyari olarak, Efendimizin mübarek iki gözlerinden öpüp «Kelime-i Şehadet» getirir. Daha sonra şöyle der:

— Ey Muhammed! (S.A.V.) bana bir alâmet dahi göster ki, kalbim mutmain olsun, yakînim ziyadeleşsin.

Râhib'in bundan muradı, mühr-ü nübüvvet'i görmek idi. Hz. Peygamberimiz de feraset nuru ile bunu anlayarak, mübarek kaftanını çıkarıp iki omuzu arasındaki mührü gösterir. Râhib o mührü hemen öper ve yüzünü gözünü sürer. O vakit her ne kadar Peygamberimize mübüvvet gelmedi ise de, ilerde mutlaka geleceği itibarı ile râhib, îman edip kendisinin Ümmet-i Muhammed'den olmasını ve şefaatini niyaz eyler.

Ebû Bekr (R.A.) Hazretleri de o kafilede idi. Râhib Ö'na Ve kafile reisine, Hz. Peygamberin bir takım münafık ve yahudi taifesi ile hased ehlinin kötülüklerinden hıfz u himaye edilmesini tembih etti.

Yolculuk esnasında nice nice esrar ve sayılmayacak kadar çok harikulade şeyler zuhur etti. Kafile reîsi bu olanları mektub ile Hz. Hatice validemize bildiriyordu. O'nun da aşk ve muhabbeti kemâle erişip, gece ve gündüz daima Şam tarafını gözlüyordu.

Kafile oradan hareket ederek, selâmetle Şam'a dahil oldu. Ellerindeki mallarını çok iyi fiyatla satıp, oradan da tekrar ucuz olarak mal tedarikiyle, develere yükleyip Mekke'ye doğru yola çıktılar. Yolları üzerinde bir yahudi taifesinin, büyük bir bayramlarına tesadüf ettiler. Onları seyretmek kasdı ile, Hz. Ebû Bekr, kafile reîsi ve daha bir kaç kişi ile Hz. Peygamber Efendimizi de alarak ibadet yerlerine gittiler. Hz. Peygamber Efendimiz ibadethane kapısından içeriye girdiği anda, zincirlerle asılmış olan bir çok kandillerin hepsinin zincirleri koparak yere düştüler. Yahudilerin korkularından ödleri patladı ve âlimlerine feryad ederek, arayın zira âhir zaman nebîsi Muhammed (S.A.V.) elbette bugün buradadır. Bu alâmet, onun buraya gelme alâmetidir. Hemen onu bulup helak edin, yoksa dinimizi ibtal eder, dediler. Bunun üzerine yahudiler birbirine karışıp aramaya başladılar. Fakat Hz. Ebû Bekr ile kaafile reîsi Mesîre gizlendiler ve Efendimiz Hazretlerini de alarak oradan uzaklaştılar. Kaafile ile beraber yola revan oldular.

Kaafile reîsi adeti olduğu üzere, Mekke'ye 7 günlük yol kaldığı zaman, önden müjdeci olarak birisini gönderirdi. Bu hizmeti bu defa Hz. Resûlû Ekrem'e arz etti. O da kabul buyurdu. Reîs, beyaz bir deveyi son derece süsleyerek Efendimizi bindirdi ve Hz. Hatice'ye hitaben de şöyle bir mektub yazdı:

— Ey kadınların efendisi! Bu seferki ticaretimiz, diğerlerinden çok üstündür. Başka bir kaafileye böyle bir ticaret müyesser olmamıştır. Ve ancak bu faide Muhammed (S.A.V.) in bizimle birlikte olmalarındandır. Ve kendisi de müjdeci olarak önceden gönderilmiştir.

Hz. Rasûlü Ekrem yola revan olduktan sonra, Hak Celle ve Âlâ Hazretleri, emri ile Cebrail Aleyhisselâm, Efendimizin ayak altındaki yeri dürüp, İsrafil sağına ve Mîkâil de soluna geçerek, o anda Efendimize bir uyku hali gelir. Böylece yedi günlük mesafeyi bir saatte kat edip Mekke-i Mükerreme'ye dahil olurlar.

Hz. Hatice de gece ve gündüz Şam yolunu bekliyordu. Bütün cariyelerini de her tarafa gözcü koymuştu. Cariye bir deve üzerinde bir şahsın gelmekte olduğunu ve üzerinde de bir parça bulutun seyrettiğini görüp, Ya Hatice! bu gelen Muhammed'e benziyor, dedi. Hz. Hatice de:

__ Eğer o gelen Muhammedü'l-Emîn ise, hepinizi âzâd eyledim, buyurur.

Aradan çok geçmeden, Hz. Rasûlü Ekrem, mektubu Hz. Hatice'nin evine teslim etti ve kaafilenin de emniyet ve selâmetle gelmekte olduğunu haber verdi. Hz. Hatice:

— Ey Muhammed! (S.A.V.) ben bu deveyi yüküyle beraber sana verdim.

Efendimiz de memnuniyetini izhar ederek Ebû Tâlib'in evine gitti. Aradan bir kaç gün geçip kaafile Mekke'ye girdikten sonra; Ebû Tâlib ile Âtike, Hz. Rasûlü Ekrem'i evlendirmek istediklerinden Hz. Hatice'de olan ücretini istemesi için Efendimizi gönderdiler. Hz. Peygamber de gayet haya ederek ve mahcub olarak gider ve:

— Ey Hatice! Amcam beni evlendirmek istiyor. Sizde olan ücretime ihtiyacımız vardır. Onu almak için geldim, der. Hazreti Hatice de:

— Ya Muhammed! (S.A.V.) ücret çok az bir şeydir. Ondan ne hasıl olur? Ben sana bir hatun alayım ki, arabın en şereflisi ve en güzeli ve malı nihayetsiz olup nice acem beyleri talibi olmuş ise de asla rağbet etmemiştir. Lâkin bir özrü vardır ki, senden evvel bir ere varmış idi. Ondan başka bir aybı yoktur, der.

Hz. Rasûlü Ekrem cevab vermeyerek amcasının evine döner ve biraz da gamlı olarak keyfiyeti amcasına haber verir. Ebû Tâlib ve Âtike:

— Vakıa bizim malımız yoktur, fakat neseb cihetinden biz hepsinden daha şerefliyiz. Bakalım bizi hafife mi almak için söylüyor, yoksa hakikat mı? Diyerek Âtike, doğruca Hz. Hatice'nin hanesine gider. Ve:

— Ya Hatice! Biz Muhammed'i (S.A.V.) evlendireceğimiz için, sendeki olan ücretini almaya göndermiştik. Halbuki sen bir takım kelimeler söylemişsin. Bu hususta bizi hafife almaklığın anlaşılıyor. Bizim malimiz yoktur, fakat haseb ve nesebçe bizden eşref olmadığını sen de bilirsin, der. Hz. Hatice ise:

— Hâşâ ki, ben Benî Hâşim'i hafife almak için söylemedim. Ancak kendi nefsimi Hz. Muhammed'e (S.A.V.) arz etmek isterim. Eğer kabul eder ise ne âlâ. Eğer etmez ise ömrümün sonuna kadar hiç kimseye varmam, der. Âtike:

— Ya Hatice! Bu keyfiyeti amcan Veraka Bin Nevfel biliyor mu? diye sorar. O da:

— Bilmez, lâkin Ebû Tâlib, Kureyşin eşrafını bir ziyafete davet edip beni istesin ve nikâh akdini yapsın, der.

Bunun üzerine Âtike, son derece sevinerek meseleyi Ebû Tâlib'e anlatır. O da hemen bir ziyafet tedarikine bakarak, bütün Kureyş eşrafı ile beraber Veraka Bin Nevfel'i de davet eder. Nihayet ziyafet verilip şerbetler içildikten sonra, sohbet esnasında Ebû Tâlib, Hz. Hatice'yi Veraka Bin Nevfel'den ister. O da:

— Hatice'nin görülmüş bir rüyası vardır. Elhamdülillah yerini buldu. Zira, Muhammedü'l-Emîn gibi içimizde eşref ve güzel yaradılışlı bir kimse yoktur. Âhir zaman nebîsi olacağı da şüphesizdir. Bu isteğiniz münasib. Lâkin Hatice ile bir görüşmem lâzım, ondan sonra size cevab veririm, der. Hz. Hatice'nin yanına giderek meseleyi anlatır. O da:

— Vekilim olup nikâhımı akd eyle diye, kabul eder.

Bunun üzerine Veraka Bin Nevfel hemen gelip, Kureyş eşrafı huzurunda nikâhı akd eder. Hz. Ebû Bekr de sağdıç olup, akrabasından bir takım kimseleri de davet ederek ziyafet verdikten sonra, Rasûlü Ekrem Hazretlerine en güzel elbiseler giydirerek tezyin ederler ve Hz. Hatice'nin evine götürürler.

Hz. Hatice Validemiz de, kapının sağına ve soluna yüzer tane cariye dizerek, ellerine de birer tabak altun ve mücevher vermiş. Hz. Peygamber eve teşrif edince mübarek başı üzerinden aşağıya saçmalarını söylemiştir.

Efendimizle birlikte gelenler çeşitli ikramlardan sonra giderler. Nihayet Hz. Hatice, Fahri Kâinat Efendimizin yanına gelerek:

— Ey Muhammed! (S.A.V.), bütün malımı, köle ve cariyelerimi sana hediye ettim, bugünden sonra hepsi senindir, der.

Hak Celle ve Âlâ, Efendimizi Hz. Hatice'nin malı ile zengin etti. 24 yıl 5 ay 8 gün birlikte hayat sürdüler. Evvelâ Kaasım isminde bir erkek evlâdları dünyaya geldi. Hz. Peygamberimiz bu sebeble «Ebü'l-Kaasım» diye de isimlendirildi. Sonra «Tâhir» ve «Mutahhar» isimli oğulları oldu. Fakat bunlar henüz küçük yaşta vefat ettiler. Efendimiz Hazretlerinin 4 kızı olup şunlardır:" Hz. Fâtıma, Zeyneb, Rûkiye ve Ümmü Gülsüm, (R.A.)

Hz. Fâtıma'yı (R.A.), Hz. Ali'ye (K.V.), Zeyneb'i, Ebü'l-Âs'a, Rûkiye ve Ümmü Gülsüm'ü de, birinin vefatından sonra diğeri olmak üzere Hz. Osman'a (R.A.) tezvic etmişlerdi. Bu yüzden Hz. Osman'a (R.A.) «Zinnûreyn» denilmişti. Hz. Hatice Validemiz hakkında, Rasûlüllah (S.A.V.) Efendimiz şöyle buyurmuştur:

— Kadınların seyyidesi, Meryem, sonra da Hatice'dir. (Radıyallahu Teâlâ anhüm ecmaîn)

* * *