|
İKİNCİ HİKÂYE
İslâm'ın başlangıcında, Mekke-i Mükerreme'nin havalisindeki Tâif
Kabilesinin yiğitleri toplanıp Geçmiş Ümmetler'in ahvalinden ve
hadiselerinden konuşurlardı. Bir gün yine toplanıp sohbet ederken,
gizliden:
— Ey gafiller cemaatı! Hz. Muhammed (S.A.V.), sizi Din-i İslâm'a davet
eder, siz ise tabî olmazsınız, nidası gelir. Hepsi de bunu duyarlar ve
taaccüb ederek dağılırlar.
Ertesi gün yine âdetleri olduğu üzere toplanıp sohbet ederlerken, aynı
sesi tekrar işitirler. Bunun üzerine oradan dağılarak, her biri
babalarına ve yaşlılarına, bu kıssayı haber verirler. İçlerinden yaşlı
ve akıllı kimseler, bunun elbet bir aslı ve hakikati vardır diyerek,
kendi aralarından, güzel konuşan ve akıllı bir kimseyi seçerler. Daha
sonra iyilerinden 8 tane deve ayırıp, çeşitli mallar ile yükleyerek o
kimseye teslim ederler ve şöyle tembihte bulunurlar: Mekke-i
Mükerreme'ye giderek Hz. Muhammed'in (S.A.V.) ahvalini araştıracaksın.
Eğer hakikaten Peygamber ise, bu develeri O'na vereceksin. Eğer değilse
develeri satıp akçesini getireceksin, derler ve gönderirler.
O kimse Mekke-i Mükerreme'ye girdiği zaman, ilk defa Ebû Cehil laîn'e
tesadüf ederek, Rasûlü Ekrem'in (S.A.V.) ahvalini sorar. O kâfir de haşa
bir takım iftira ve bühtan ederek, böyle bir şeyin aslı yoktur diye o
kimseyi kandırır. Bunun üzerine Ebû Cehil, o kimseden develeri sorar. O
da, eğer böyle bir Hak Peygamber var ise, develeri teslim edip
dönecektim, der.
Ebû Cehil, O'na develeri satmasını ve fakat parasını Mekke'den dışarıya
çıktıktan sonra verebileceğini söyler. Zira belki Muhammed rast gelir ve
seni kandırarak, develeri elinden alır, der. O şahıs da bu teklifi kabul
ederek develeri, Ebû Cehil'e teslim edip, Mekke-i Mükerreme'nin
çarşısında gezerken Hz. Ali (R.A.)'a rastlar. Bir de buna sorayım
diyerek, Cenabı Peygamberden sual eder. Hz. Ali (R.A.):
— Hz. Muhammed (S.A.V.), bir rasûl-i fasîh ve melîh ve hak nebîdir diye,
kemâl mertebe medih ve sena ederek, bu yüce zatı görmek ister misin diye
sorar. O kimse de, zaten görmek için geldiğini bildirince, hemen onun
elinden tutarak, huzuru Rasûlüllah'a getirir. Hazreti Peygamberimiz (S.A.V.):
— Ey kişi! Vuku bulan hadiseleri sen mi anlatırsın, yoksa ben mi
anlatayım?
— Ey Muhammed! Kelâmı senin söylemen daha güzeldir, der.
Fahri Âlem (S.A.V.), mescidi şerife gelinceye kadar, vâki olan ahvali,
noksansız olarak ifade edince, o kimse can u dilden îmana gelir. Daha
sonra Rasûlüllah Efendimiz buyurur ki:
— Ey kişi! Gidelim, develeri Ebû Cehil'in elinden alalım.
Kalkıp Ebû Cehil'in evine yakın bir yere vardıkları zaman, mel'un bundan
haberdar olur. Hemen kapıların kapatılmasını emreder. Ayrıca bahçedeki
büyük taşı da evin üzerine çıkarmak için kendisine yardım edilmesini,
zira o taşı Muhammed (S.A.V.) Hazretlerinin başına atacağını böylece
ondan kurtulacaklarını söyler.
Nihayet adamları ile beraber taşı kaldırmaya başladılar. Her nasılsa taş
bir anda ellerinden boşanıp Ebû Cehil kâfirinin üzerine düştü. Ebû Cehil
taşın altında kaldı ve bir türlü çıkamayıp, şöyle yalvarmaya başladı: «Ya
Rabbî! Eğer beni bu taşın altından kurtarırsan, develeri yüküyle
birlikte Muhammed'e teslim ederim.» Cenabı Hak onu taşın altından
kurtardı. Kurtulur kurtulmaz hemen evin kapılarını açtırdı ve bir yere
gizlenmeye niyet etti. Fakat gizlenmek istediği yerde, elinde kılıç ile
bekleyen, korkunç bir zenci arab:
— Ey Ebû Cehil! Develeri yükü ile Hz. Muhammed'e (S.A.V.) teslim et.
Yoksa seni helak ederim, deyince kaçacak bir yerin olmadığını anlayan
kâfir, hemen gidip develeri teslim etti. Ebû Cehil'in yakınları:
— Ey Ebû Cehil! Hz. Muhammed (S.A.V.) karşısında ne kadar âciz oldun,
deyince, sebebini onlara da anlattı.
Nihayet o şahıs Hz. Peygamber Efendimize veda edip gittikten sonra,
şehrine döndü ve vâki olan mu'cizeleri tek tek anlattı. Bunları işiten
ahali hep birlikte İslâm'ı kabul ettiler.
* * *
|