|
BEŞİNCİ HİKÂYE
Bişrî Hâfî yol kesici bir kimse olup yanında bir takım güzel sesli
hafızları gezdirirmiş. Gittiği şehirlerde o hafızlara Kur'an-ı Kerim
okutur ve bütün insanları bir yere toplarmış. İnsanlar Kur'an dinlemek
için toplandığı ve herkesin aşk ve şevkle dinlemeye başladığı sırada,
kendisi kalkıp şehirden dışarıya çıkar ve tenhada yakaladığı kimseleri
soyarmış.
Bir gün yol üzerinde ve toz toprak içinde bir kâğıt bulur. Bakar ki
kağıtta «Besmele-i Şerif» yazılıdır. Hemen alır, tozlarını temizler ve
bir miktar da güzel kokular sürerek yüksekçe bir duvarın üzerine koyar.
O diyarda zühd ve takvası ile meşhur olan bir zat, o gece rüyasında üç
defa Hak Celle ve Âlâ Hazretlerini görür ve Hak Teâlâ Hazretleri O'na
hitaben:
— Ey kulum! Bişri Hâfî'ye git. O bizim ismimizi tazîmen kaldırdı, biz de
O'nun ismini kaldırdık. O bizim ismimizi aziz etti, biz de O'nun ismini
aziz ettik. O bizim ismimizi güzelleştirdi, biz de O'nun ismini güzel
kıldık, böylece kendisine söyle, haberi olsun, buyurulur.
O zâhid de hemen Bişri Hâfî'nin evine giderek kapıyı çalar. Kapıyı bir
cariye açar ve ne istediğini sorar. O da cariyeye şöyle sual eder:
— Bu evin sahibi, köle midir, âzadh mıdır?
— Âzadlıdır.
— Âzadlı böyle mi olur?
Sonra cariye içeriye gider ve olanları haber verir. Bişri Hâfî de hemen
yalın ayak ve başı açık olarak kapıya gelir ve:
— Ya Şeyh! Cariye hata etmiş. Bu evin sahibi, bütün insanların en âsi ve
günahkâr olanıdır, der.
Bunun üzerine zâhid, rüyasını anlatır. O anda Bişri Hâfî'nin kalbine
hidayet ve inayet yetişerek, şevk Ve muhabbet dolar. Tam bir ihlas ile
tevbe eder ve derhal mürşid aramaya çıkar. Çıkarken cariyesi:
— Ey efendi, biraz dur da başlığını getireyim.
— Hayır duramam. Zira Cenabı Hak, beni böylece davet etmiş, der ve
öylece yola düşer. Ve nihayet bir mürşid-i kâmile bağlanarak, evliyanın
büyükleri arasına katılır.
Tebsıra-i Evliya isimli kitabta pek çok kerametleri anlatılmıştır.
Onlardan birisi de şudur:
Seyahati zamanında bir gemide giderken, gemi içinde büyük hâcegân ve
tüccarlardan çok kimse olup, birisinin kıymetli bir mücevheri kaybolur.
İçlerinde Bişri Hâfî'den başka eski elbiseli kimse olmadığından, O'nun
aldığını ümid ederler. Ve sana daha güzel elbiseler vereceğiz diye soyup
aramaya başladıkları zaman, Bişri Hâfî Hazretleri geminin kenarına
gelerek: «Ey balıklar bir cevher getirin.» diye çağırır. Hemen bir çok
balık ağızlarında cevherler olmak üzere geminin yanına gelirler.
Daha sonra hâcelere hitaben:
— Kaybolan cevheriniz kadar bunlardan-alın, der. Onlar da bu hali görür
ve cevherleri alarak, kendisinden özür dilerler.
Birisi de şudur:
Bişri Hâfî'nin dünyadan irtihaline kadar, ayaklarına pislik bulaşmasın
diye, Bağdad'da hiç bir hayvan sokaklara bevl etmemiştir. Bir gün bir
sipahinin atı bevl ettiği zaman, halk feryad ederek «Bişri Hâfî ya
şehirden gitmiştir veya vefat etmiştir.» dediler. Evlerine gidip
baktıkları zaman, hakikaten o irtihal etmişti.
* * *
|