|
DÖRDÜNCÜ HİKÂYE
Salihlerden bir kimse, daima gündüzleri oruç tutar ve geceleri de namaz
kılarak bir yıl hac, bir yıl da gaza yapmak âdetlerinden idi. Bu zat bir
gazada kâfirlerin eline esir düşer ve kâfir beyinin karşısına getirirler.
Bey O'na kendi dinine girmesini teklif eder. Fakat o kabul etmez.
Bunun üzerine kâfir beyi son derece güzel bir kızı çeşitli elbiseler ve
altunlar ile süsleyerek dervişin karşısına getirirler ve derviş kızı
görünce, kalbine kızın muhabbeti düşüverir. Kâfir beyi bunu anlar
anlamaz:
— Ey derviş, eğer bizim dinimize dönersen, bu kızı bütün kıymetli eşyası
ile birlikte sana veririm, der.
Derviş başını aşağıya eğerek bir miktar düşünür. Kızın hayali ve
muhabbeti kalbini istila eder. Böylece islâmî sevgisi yok olur. Başını
kaldırarak kâfir beyine:
— Sizin dininize girmekle bana ne gibi teklifleriniz vardır, emredin,
der. O da:
— Beline zünnar kuşanmak, hınzır eti yemek, şarab içmek ve bir sene
hınzır gütmek gibi şartlarımız vardır. Bunları yerine getirdikten sonra
kızı alacaksın, der.
Nihayet derviş bu şartları kabul eder ve yerine getirerek, hınzır güdüp
ve geceleri de onların yanında yatmaya başlar,
Bazı müslümanlar o diyarda gazaya gidince O'nu görürler ve kendi
aralarında O'nu kurtarmayı kararlaştırırlar. Yanına gittikleri zaman,
belindeki zünnarı gördüklerinde:
— Ey kişi, sen âbid ve zâhid bir kimse idin, bu halin nedir?
O da kızın kıssasını anlatır. O müslümanlar «Biz seni buradan kaçıralım»
diye teklif ederlerse de O, şeytana uyan derviş:
— Hayır, ben İslâm zamanımdaki geçen günlerime pişmanım. Niçin tekrar
döneyim. Nefsi emmarem küfürden hoşlanıyor, diye küfründe sabit kadem
olarak bu hal üzere ölüp gitmiştir.
* * *
|