|
SEKİZİNCİ HİKÂYE
Şeyh Ebû Hafs Ömer'den rivayet edilmiştir:
Aziz bir kimse, dervişi ile beraber bir vadide nice günler riyazet
ettikten sonra çıkıp: «Cenabı Hak güzel bir kimse gönderse de bizi
rızıklandırsa.» diye dua ederler. Zira hadis-i şerifte «Sizler hayırlı
ve güzel olan kimselerden isteyiniz.» buyurulmuştur.
O aziz dervişi ile beraber böylece konuşarak Küfe çarşısına girerler.
Çarşıyı gezerlerken bir de bakarlar ki, güzel yüzlü bir genç, dükkânın
birinde oturmuş ve etrafına da bir takım kimseler toplanmışlar. Her biri
hacetlerini o gence arzediyorlar. Fakat o gencin alâmetinden, kendisinin
nasranî olduğu anlaşılıyor. Lâkin güzel yüzlü olduğu için, o aziz kimse
de diğer insanlar gibi hallerini O'na ifade etmeyi uygun bulurlar ve
anlatırlar. Mezkûr nasranî:
— Ey Şeyh, ona da gücümüz yeter, biraz sabredin, diyerek bir
hizmetçisini evine gönderir ve yemek hazırlığı yapılmasını söyler.
Bir müddet sonra şeyh ve dervişini yanına alarak evine götürür. Çok
nefis yemekler ikram ettikten sonra, bir kese içinde bulunan 30 altunu
da şeyhe verir ve:
— Ya Şeyh! Derdinize bizim elimizden gelen budur. Dervişinizle beraber
harcayın, der.
Şeyh altunları alıp evden dışarı çıkınca, kapının halkasına yapışarak: «Ya
Rabbî! Sen bütün sırlara vakıfsın. Bütün eşyayı da hare-icet ettiren
sensin. Ya Rabbî, ne olur bu güzel nasranî'ye hidayet nasib eyle, diye
ilticada bulunur.
Bunun üzerine, o nasranî'nin kalbi iman nuru ile dolar ve kapıyı açarak:
«Ya Şeyh, duan dergah-ı izzette kabul olundu, bana hidayet ve inayet
yetişti, gel İslâm'ı arzeyle, der. Ve can-u dilden İslâm'a dahil olur.
İşte böylece sadaka bir kâfirin küfrüne bile derman olup hidayetine
vesile olmaktadır. Halbuki mü'minlerin verdiği sadakaya Cenabı Hak'km
neler ihsan edeceğini ancak kendisi bilir.
* * *
|