DİNİ HİKAYELER

 

SADAKANIN FAZİLETİ


DOKUZUNCU HİKAYE

Şeyh Ebû Nasr Semerkandî'den rivayet edilmiştir:

Salih bir kimse ölünce, geride iki oğlu bir ailesi kalır. Kadın, kocasından kalan mallarını 100 akçeye satar ve başka bir yere yerleşmek üzere çocuklarının elinden tutarak yola düşer. Yanlarına da yolda yemek üzere üç tane ekmek alırlar. Giderken yolda bir fakire tesadüf ederler ve o kendi nafakaları olan üç ekmeği de O'na verirler. Bir müddet gittikten sonra bir kurt gelip büyük oğlunu alır ve oradan uzaklaşır. Kadın çok feryad edip ağlar ise de kurdun elinden alamaz. Ve "Oğlumu Allah'a emanet ettim.» der.

Yolları bir denize tesadüf ettiği için bir gemiye binerler. Fakat denizde meydana gelen bir kaza neticesi gemi batar ve bütün insanlar ile beraber küçük oğlu da sulara gömülürler. Her nasılsa o kadın eline geçen bir tahta parçasına yapışarak sahil-i selâmete çıkar. Yanında kalan üç akçesi ile yakında bulunan bir kasabaya gidip ekmek almayı düşünür. Ekmek almak üzere fırına giderken, bir de görür ki, bir kimse küçük oğlunu elinden tutmuş götürüyor. Hemen arkasından koşar ve evladına yapışarak, bu oğlan benimdir diye feryad etmeye başlar. O kimse de, bu benim oğlumdur diyerek vermek istemez ve münakaşa ederler. Nihayet iş mahkemeye kalır. Hakim huzuruna çıkarlar. Hakim kadına hitaben sorar:

— Ey kadın, sen bu oğlanı nerede kaybettin?

— Filan denizde gemi ile giderken, gemi battı. Herkes kendi derdine düştü. Ben de bir tahta parçasına yapışarak kurtuldum. Fakat oğlumu bulamamıştım. Elhamdülillah şimdi buldum.

Bu sefer hakim o kimseye hitaben sorar:

— Sen bu oğlanı nereden buldun?

— Ben gemiciyim. Filan denizde bir tahta parçası üzerinde buldum.

Bu ifadeler neticesinde hakim, bu çocuğun kadına ait olduğunu ânlar ve kadına teslim eder. Kadın son derece sevinir ve oğlunu bağrına basar. Tekrar ekmekçi dükkanına ekmek almak üzere gelirken, bakarki bir atlı büyük oğlunu almış gidiyor. Hemen O'nun da arkasından koşar ve bu oğlan benimdir diye feryad etmeye başlar. O kimse de hayır bu benim oğlumdur, diyerek vermez. İş yine mahkemeye kalır. Hakim kadına sorar:

— Bu oğlanı nerede kaybettin?

— Filan yerde giderken, bir kurt elimden alıp gitmişti. Ben de Hz. Allah'a havale etmiştim. Çok şükür Cenabı Hak şimdi bana geri gönderdi.

Daha sonra hakim o kimseye bu oğlanı nerede bulduğunu sorar, O da:

— Benim sanatım avcılıktır. Filan yerde giderken, gördüm ki bir kurt bunu almış götürüyor. Hemen köpekleri salıp kurdun elinden kurtardım.

Bunun üzerine hakim, bu çocuğun da kadının olduğuna hükmeder ve kadına verir. Kadın yine son derece sevinerek yavrularının elinden tutarak ekmekçi dükkanına gider. Elindeki üç akçeden birisine bir tane ekmek alır. Bir akçeye de iki tane balık alıp, kalan bir akçesini de bir fakire sadaka verir.

Balığı pişirmek üzere karnını yardığı zaman, bir de bakar ki kaybettiği 100 akçe balığın karnından çıkar. İkinci balıktan ise çok kıymetli bir cevher çıkması üzerine, bu cevheri de 30 bin akçeye satar. Böylece evvelki halinden çok daha fazla zenginleşir. Cenabı Hak'ka şükürler eder. O gece rüyasında kendisine:

— Ey kadın, bu sana verilen devlet ve nimet ancak evinden çıktığın zaman sadaka olarak verdiğin üç ekmek içindir. Dünyada bu kadar ihsan olundu. Bundan sonra büyük ve hayırlısı ise Hz. Allah indinde zayi olmayıp ihsan ve ikram olunacaktır, diye nida olunur. Uyandığı zaman Cenabı Hak'ka şükür secdesinde bulunur.

* * *