DİNİ HİKAYELER

 

SADAKANIN FAZİLETİ


YEDİNCİ HİKÂYE

Bir padişahın Ebû Ali isminde bir arkadaşı vardı ve padişah O'nu çok sever ve hiç yanından ayırmazdı. Havanın çok soğuk olduğu bir günde Ebû Ali «Padişahım'ız bugün sarayından dışarı çıkmazlar» düşüncesi ile kendi evinde aile efradı ile oturmayı ihtiyar eder.

Bir müddet sonra Ebû Ali'nin kapısı çalınır. Fakir bir komşusunun bir erkek evladı dünyaya geldiğinde, hiç de dünyalık malı olmamakla, Allah rızası için sadaka talebinde bulunur. Ebû Ali, derhal evinde mevcud olan, ekmek, et, yağ ve bal ile diğer bazı ihtiyacı olan şeylerden, o fakire sadaka vererek gönderir

Ertesi gün padişahın huzuruna gittiğinde padişah: «Ey Ebû Ali Dün niçin gelmedin?» buyurur. O da:

— Efendim, havanın gayet soğuk olması münasebeti ve sizin de hanenizden dışarı çıkmazlar düşüncesi ile gelemedim. Fakat sizi hiç bir zaman hatırımdan çıkarmış değilim, diyerek mazeret beyanında bulunur.

Biraz sonra padişah hizmetçisine: «Sana söylediğimi getir.» demesi üzerine, hizmetçi üzeri örtülü bir tepsi getirip Ebû Ali'ye verir. O da açıp bakar ki, bir tarafında altun, bir tarafında gümüş, bir tarafında misk ve bir tarafında da çok kıymetli elbiseler var. Ebû Ali bu vaziyet karşısında kendisini tutamaz ve ağlamaya başlar. Padişah sebebini sorduğu zaman, o komşusuna verdiği sadakayı ifade ederek, «Cenabı Hak için sadaka veren asla ziyan etmez. Belki dünya ve âhirette faideler görür,» der.

Buna padişah da çok sevinir ve: «Muhakkak ki, Allahu Teâlâ ihsan edicilerin ecrini zayi etmez.» mealindeki âyet-i kerimeyi okur.

* * *