|
Resulullahın dua ve tesbihleri
Resulullah efendimiz, kelime-i tevhidi çok söyler, ümmetinin de çok
söylemesini tavsiye ederdi. "Lâ ilahe illallah" güzel kelimesinden daha
faideli birşey yoktur.
Bu güzel kelimeyi tekrar tekrar söyleyince, Allahü teâlâdan başkasını
yok bilmekte, herşeyden yüz çevirip, hak olan bir ma'buda dönmektedir.
Bu güzel kelime , kıyamet için ayrılmış olan doksandokuz rahmet
hazinesinin anahtarıdır.
Allahü teâlânın af ve magfireti sonsuzdur. Allahü teâlâ, bu ümmete af ve
magfiretini o kadar saçacak ki, geçmiş ümmetlerden hiçbirine böyle
merhamet ettiği bilinmiyor. Doksandokuz rahmetini, sanki bu günahkar
ümmet için ayırmıştır. İkram, ihsan, kabahatliler, günahlılar içindir.
Allahü teâlâ, af etmeyi ve magfiret etmeyi sever. Kusur ve kabahati çok
olan bu ümmet kadar af ve magfirete uğrayacak hiçbirşey yoktur.
Bunun için, bu ümmet, ümmetlerin en hayrlısı oldu. Bunların şefaat
edicisi olan bu güzel kelime, kelimelerin en kıymetlisi oldu.
Hz. Cabir bin Abdullah'ın, bildirdiği hadis-i şerifte Peygamberimiz,
"Zikrin efdal ve üstünü "Lâ ilahe illallah", Duanın efdal ve üstünü de,
"Elhamdü lillah" buyurdu"
Hz. Ebu Hüreyre de, Resul aleyhisselamın "Bir kul, ihlaslı olarak Lâ
ilahe illallah derse, büyük günahlardan sakındığı müddetçe, gök kapıları
kendisine açılır ve o Kelime-i tevhid Arşa ulaşır!" buyurduğunu bildirir.
Hz. Muaz bin Cebel de, Resul aleyhisselam, bana "Lâ ilahe illallah
şehadeti, Cennet'in Anahtarlarıdır!" buyurdu, demiştir.
Hz. Ebu Zer Gıfari der ki; Ya Resulallah! Bana, bir tavsiyede bulun?
dedim.
Resulullah "Bir günah iş işlediğin zaman, arkasından bir Hasene yetiştir
ki, onu, yok etsin!" buyurdu."Ya Resulallah! Lâ ilahe illallah,
Hasenattanmıdır?" diye sordum.Resulullah "O, Hasenatın en üstünüdür!"
buyurdu."
Ebu Hüreyre'nin bildirdiğine göre: Peygamberimiz "İmanınızı yenileyiniz!"
buyurdu. "Ya Resulallah! imanımızı nasıl yenileyelim?" diye soruldu.
Peygamberimiz "Lâ ilahe illallah sözünü çok çok söyleyerek!" buyurdu.
Yine Ebu Hüreyre'nin bildirdiğine göre: Peygamberimiz "Her kim, günde
yüzkere 'lâ ilahe illallahü vahdehu laşerike leh lehülmülkü ve
lehülhamdü yuhyi ve yümit ve hüve ala külli şey'in kadir' Allahdan başka
ilah yoktur. O, birdir. Onun şeriki yoktur. Mülk, Onundur. Hamd, Ona
mahsustur. O, diriltirdir, öldürürdür. O, her şeye kadirdir." derse, on
köle azad etmiş kadar kendisine sevab vardır. Ayrıca, yüz Hasene yazılır
ve kendisinin yüz günahı da, silinir. O gününde, ona akşama kadar
Şeytandan korunma olur. Hiç kimse, bundan daha fazlasını yapmadıkça,
onun getirdiğinden daha üstününü getiremez!" buyurmuştur.
Zikrin en kıymetlisi
Peygamberimiz sallallahü aleyhi ve sellem, "Zikrin en kıymetlisi, Lâ
ilâhe illallah demektir" buyurdu. Bir hadîs-i şerîfde,: "Yedi kat
göklerin ve bunlarda bulunanların ve yedi kat yerin hepsi, Lâ ilâhe
illallah kelimesi ile ölçülse, bu kelimenin sevabı daha çok olur"
buyuruldu.
Nasıl daha çok olmaz ki, bu kelimenin bir kısmı, Allahü teâlâdan başka
herşeyi, yerleri gökleri, Arşı, Kürsîyi, Levh ve Kalemi, bütün Âlemi ve
âdemi hep yok etmekte, diğer kısmı da, yerlerin, göklerin, tek
yaratıcısı, hak olan ma'bûdün var olduğunu bildirmektedir.
Resûlullah buyurdu ki, "Lâ ilâhe illallah diyenler, dünyâyı dinden üstün
tutmadıkca, Allahü teâlânın gadabından, azâbından kurtulurlar. Dîni
bırakıp, dünyâya sarılırlarsa, bu kelime-i tevhîdi söyleyince, Allahü
teâlâ, onlara, yalan söylüyorsun! buyurur".
Çarşıda, işte Allahü teâlâyı tesbîh etmeli, her an Onu hatırlamalıdır.
Dili ve kalbi boş kalmamalıdır. İyi bilmelidir ki, o anda kaçırdığını,
bütün dünyayı verse, bir daha eline geçiremez. Gâfiller arasındaki
hatırlamanın sevabı çok olur.
Resûlullah buyurdu ki, "Gâfiller arasında Allahü teâlâyı zikr eden kimse,
kurumuş ağaclar arasında bulunan yeşil fidan gibidir ve ölüler
arasındaki canlı gibidir ve harbde kaçanlar arasında, arslan gibi
döğüşenler gibidir".
Birkere buyurdu ki, "Çarşıya giderken, lâ ilâhe illallah, vahde hü lâ
şerîke leh, le hül mülkü ve le hül hamdü, yuhyî ve yümît, ve hüve hayyün
lâ yemût, bi yedi-hil-hayr, ve hüve alâ külli şey'in kadîr diyen kimseye,
iki milyon sevap yazılır. (Bu hadîs-i şerîfde olduğu gibi, sevap veya
günah miktarını, bildiren hadîs-i şerîflerdeki çeşidli rakamlar, miktar
sayısını göstermek için değil, miktarın çokluğunu anlatmak içindir)
Bir hadîs-i şerîfde buyuruldu ki, "Cuma günü sabah namazından önce,
Estağfirullahel'azîm ellezî lâ ilâhe illâ hüvel hayyelkayyûme ve etûbü
ileyh okursa, bütün günâhları af olur". (Kul haklarını ve kazaya kalan
farzları ödemek ve haramlardan vaz geçmek şarttır.)
Bir hadîs-i şerîfde, "Cum'a namazından sonra, yedi def'a İhlâs ve
Mu'avvizeteyn(Filâk ve Nâs) okuyanı, Allahü teâlâ, bir hafta, kazadan,
belâdan ve kötü işlerden korur" buyurdu. Cuma günü yapılan ibadetlere en
az, iki kat sevap verilir. Cuma günü işlenen günâhlar da, iki kat
yazılır
Peygamberimiz buyurdu ki: "Bir kimse, kelime-i tevhîdi dese, Hak teâlâ
hazretleri ile o kelime arasından perdeler kalkar ve kelime, doğrudan
doğruya Allahü teâlâ hazretlerine gider. Allahü teâlâ buyurur ki, ey
kelime, dur! Kelime der ki, beni söyleyen kulu affetmeyince duramam. Hak
teâlâ hazretleri, o zaman buyurur ki, izzetim, celâlim, kudretim,
kemâlim hakkı için beni zikreden kulumu af ettim." Kelime-i tevhîd, "Lâ
ilâhe illallah Muhammedün resûlüllah" demektir.
Dilde hafif terazide ağır gelen söz
Bir bedevi gelip "Ey Allah'ın Peygamberi! Bana, bir kelam öğret ki, onu,
söyleyip durayım?" dedi.
Peygamberimiz "Lâ ilahe illallahü vahdehu la şerike leh, Allahü ekberü
kebiren velhamdü lillahi kesiren Sübhanallahi Rabbil'alemin. La havle
vela kuvvete illa billahil'azizil'hakim. de!" buyurdu.
Bedevi "Bunların hepsi, yüce Rabbim içindir.
Kendim için, ayrıca ne diyeyim?" dedi.
Peygamberimiz, "Allahümmağfirli verhamni vehdini verzukni = Allahım!
Beni affeyle! Bana merhamet et! Bana hidayet ver! Beni rızıklandır!"
de!" buyurdu.
"Ya Resulallah! Allahü teâlânın nezdinde hangi söz daha sevimlidir?"
diye sorulunca, Peygamberimiz şöyle buyurdu:
"Yüce Allah'ın, Melekleri, kulları için seçmiş olduğu 'Sübhanallahi ve
bihamdihi' sözüdür."
"İki kelime vardır ki, dilde hafif, terazide ağırdır ve Rahman olan
Allah'a pek sevgilidir. Onlar 'Sübhanallahi ve bihamdihi,
Sübhanallahil'azim" dir."
"Her kim, sabaha eriştiği, akşama eriştiği sırada yüzkere 'Sübhanallahi
ve bihamdihi' derse, Kıyamet günü, hiçbir kimse, onun okuduğu bu Duadan
daha üstününü getiremez. Ancak, onun söylediği bu Dua kadar söylemiş
olan veya ondan daha fazlasını söylemiş bulunan kimse müstesnadır."
"Kim, bir günde, yüzkere 'Sübhanallahi ve bihamdihi" derse, onun
günahları, deniz köpüğü gibi de, olsa, silinir!" buyurmuştur.
Peygamberimiz "Sizden birinizin, her gün, bin Hasene kazanmağa gücü
yetmez mi?" diye sordu. Peygamberimizin yanında oturanlardan birisi "Herhangi
birimiz, bin Haseneyi nasıl kazanabilecek?!" diye sordu.
Peygamberimiz "Herhangi biriniz, yüzkere 'Sübhanallah" diyerek tesbih
ederse, kendisine bin Hasene yazılır ve bin günahı da, silinir!" buyurdu.
Peygamberimiz "Sizlerden her hangi birinizin, her gün, Uhud dağı kadar
amel etmeğe gücü yeter ?" diye sordu. "Ya Resulallah! Her gün, Uhud dağı
kadar amel etmeğe kimin gücü yetebilir?" dediler. Peygamberimiz "Hepinizin
gücü yeter!" buyurdu. "Ya Resulallah! Bu nasıl olabilir?" dediler.
Peygamberimiz "Sübhanallah Uhud'dan daha büyüktür.Elhamdü lillah
Uhud'dan daha büyüktür. Allah'ü ekber Uhud'dan daha büyüktür!" buyurdu.
Efendimiz bir hadîs-i şerîflerinde buyurdu ki: "Hak teâlâ hazretlerinin
zâtına mahsûs olarak üçbin ismi vardır. Bunların içinden terâzîde en
ağır geleni "Sübhânallahi ve bi hamdihi sübhânallahil'azîmi ve
bi-hamdihî"dir."
Her kim, bunu namazdan ve tesbîhlerden sonra, onkere okursa her harfine
on sevap verilir.
Yunus Peygamberin duasını okuyun
Resulullah aleyhisselam Hz. Ali'ye sordu, "Affedilmiş olsan bile
söylediğin zaman, Allah'ın, seni affedeceği bir söz size öğreteyim mi?
Evet, Ya Resulallah deyince, "Lâ ilahe illallahül Halimül kerim. Lâ
ilahe illallahül'Aliyyül'azim.Lâ ilahe illallahü Sübhanallahi
Rabbissemavatisseb'i ve Rabbil'Arşil'azim Elhamdü lillahi Rabbil'alemin.
(Halim ve Kerim olan Allah'dan başka ilah yoktur. Yüce ve Büyük olan
Allah'dan başka ilah yoktur. Yedi kat göklerin Rabbi ve büyük Arş'ın
Rabb'ı olan Allah'ı tesbih ve tenzih ederim. Alemlerin Rabb'ı olan
Allah'a hamd olsun.) deyin!" buyurdu."
Peygamberimizin zevcesi Hz. Safiyye validemiz anlatır: "Tesbih çekmkete
kullandığım dört bin hurma çekirdeği önümde bulunduğu sırada, Resulullah
aleyhisselam, yanıma geldi." Ey Huyey'in kızı! Nedir bunlar?" diye sordu.
"Bunlarla tesih çekerim!" dedim. Resulullah aleyhisselam," Başına
dikildiğim kadar müddet içinde bundan daha çoğunu çekeceğin tesbih yok
mu? Ben, sana, çekmekte olduğun tesbihden daha çok olanını öğreteyim mi?
"diye sordu." Öğret bana, ya Resulallah! dedim. Bunun üzerine,
Resulullah aleyhisselam "Sübhanallahi adede halkıhi " de, buyurdu.
Hz. Ebu Saiddülhudri'nin bildirdiğine göre: Peygamberimiz "Bakıyatüssalihatı,
çoğaltınız!" buyurdu. "Ya Resulallah! Bakıyatüssalihat, nedir?" diye
soruldu.
Peygamberimiz "Allah'ı Tekbir, Tehlil, Tesbih, Tahmid etmek ve Lâ havle
vela kuvvete illa billah demektir!" buyurdu.
Korkulu zamanlarda, Kelime-i temcîd, yani "Lâ havle velâ kuvvete illâ
billâhil'aliyyil'azîm" okumak tavsiye edilmiştir. Derdlerden kurtulmak
ve murada kavuşmak için günde beşyüzkere Lâ havle velâ kuvvete illâ
billah ile evvelinde ve âhırında yüzer def'a salevât-ı şerîfe okuyup dua
etmelidir.
Efendimiz buyuruldu ki, "Birinize derd ve belâ gelince, Yûnüs
Peygamberin duasını okusun! Allahü teâlâ Onu muhakkak kurtarır. Dua
şudur: Lâ ilâhe illâ ente sübhâne-ke innî küntü minez-zâlimîn".
Başka bir hadîs-i şerîfde, "Sabâh, kalkınca, üçkere Bismillâhillezî
lâ-yedurru ma'asmihî şey'ün fil'ardı velâ fissemâ ve hüvessemî'ul'alim
okuyana akşama kadar, hiç derd, belâ gelmez" buyuruldu.
Resûlullah sallallahü aleyhi ve sellem gam, gussa, sıkıntıyı gidermek
için, "Lâ ilâhe illallâhül'azîm-ül-halîm lâ ilâhe illallâhü
Rabbül-Arş-il'azîm lâ ilâhe illallahü Rabbüs-semâvâti ve Rabbül-Erdı
Rabbül'Arş-il-kerîm" okurdu. "Bismillâhirrahmânirrahîm ve lâ-havle ve
lâ-kuvvete illâ billâhil' aliyyil'azîm" okumak, sinir hastalığına ve
bütün hastalıklara iyi geldiğini Enes bin Mâlik haber vermiştir.
Doksandokuz derde devâ
Peygamber efendimiz, "Allahü teâlânın bir nimet vermesini ve bunun
devamlı olmasını isteyen, Lâ havle velâ kuvvete illâ billah çok okusun!
Bu, Cennet hazinelerinden bir hazînedir!" buyuruldu. Bir hadîs-i şerîfde
de, "Lâ havle velâ kuvvete... okumak, doksandokuz derde devâdır.
Bunların en hafîfi, hemmdir" buyuruldu. Hemm, gam, hüzün, sıkıntı
demektir.
Bunun için İslâm büyükleri din ve dünya zararlarından kurtulmak için,
hergün beşyüzkere "Lâ havle velâ kuvvete illâ billah" okurdu. Buna "Kelime-i
temcîd" denir. Okumağa başlarken ve okudukdan sonra da yüzerkere "Salevât"
okurlardı.
İslâm büyükleri şu yedi şeyin devamlı yapılmasını tavsiye ederlerdi:
Her işinde "Besmele-i şerîfeyi" söylemek.Her işi temam olunca, "Elhamdülillah"
demek. Filân yere gideceğim veya şu işi yapacağım dedikde, "İnşâallah"
demek. Bir musîbet işittikde, "İnnâ lillah ve innâ ileyhi râci'ûn" demek.
Bir hata söylemiş ise, tevbe ve istiğfâr eylemek."Lâ ilâhe illallahü
vahdehu la şerîke leh, lehül-mülkü ve lehül-hamdü ve hüve alâ külli
şey'in kadîr" kelime-i tayyibesini söylemek. "Eşhedü en lâ ilâhe
illallah ve eşhedü enne Muhammeden abdühü ve resûlüh" kelime-i
şerîfesini çok söylemek.
Şunu da gece ve gündüz çok okurlardı: "Sübhânellahi vel-hamdülillahi
velâ ilâhe illallahü vallahü ekber velâ havle velâ kuvvete illâ
billahil'aliyyil'azîm."
Evinden çıkarken de "Âyetelkürsî"yi okurlardı. Zîrâ, her işinde muvaffak
olur ve hayırlı işler başarır. Resûlullah aleyhisselâm buyurdu ki, "Bir
kimse, evinden çıkarken Âyetelkürsîyi okursa, Hak teâlâ, yetmiş meleğe
emreder, o kimse evine gelinceye kadar, ona dua ile istiğfar ederler."
Evine gelince de okunursan, iki Âyetelkürsî arasındaki işlerin hayrlı
olur ve fakîrliği önlenir. Habîb-i kibriyâ sallallahü aleyhi ve sellem
buyurdu ki, "Bu duayı okuyan kimse, duayı sabâhleyin okursa ve akşama
kadar ölürse, şehîd derecesine vâsıl olarak ölür. Akşamleyin okursa,
yine sabaha kadar ölürse, aynı şekilde aynı dereceye ulaşır. Dua şudur:
Allahümme ente rabbî lâilâhe illâ ente halaktenî ve ene abdüke ve ene
alâ ahdike ve va'dike mesteta'tü eûzü bike min şerri mâ sana'tü ebûü
leke bi-ni'metike aleyye ve ebûü bi zenbî fağfirlî zünûbî feinnehû lâ
yağfirüzzünûbe illâ ente. Lâ ilâhe illâ ente sübhâneke innî küntü
minezzâlimîn."
Peygamberimiz aleyhisselâm buyurdu ki, Yâ Ebâ Hüreyre! Her kim, günde
yirmibeş def'a bu duayı okursa, Hak teâlâ, o şahsı âbidler zümresinden
yazar. Dua şudur: "Allahümmagfir lî ve li- vâlideyye ve li-üstâziyye ve
lil mü'minîne vel mü'minât vel müslimîne vel müslimât el ahyâ-i minhüm
vel emvât bi-rahmetike yâ erhamerrâhimîn."
Az zamanda bunları nasıl yapabilirim
Peygamberimiz ümmetinin, eve girerken, çıkarken çalışırken kısaca günün
her saatinde dua ve tesbih söylemelerini, gafil olmamalarını isterdi.
Buyurdu ki: "Eve girerken İhlâs-ı şerîfi okuyan, yoksulluk görmez!"
Eshâbdan Hz. Süheyl, Peygamberimizin bu tavsiyesi üzerine zengin
olmuştur.
Bir kere "Kulhüvallâhü" sûresini ve bir kere de "Âyetelkürsî"yi okuyanın
evine şeytân giremez.
Bir gece Sultân-ı Enbiyâ, hazret-i Âişeye dedi ki,
- Yâ Âişe! Kur'ân-ı kerîmi hatmeyle, bütün Peygamberleri kendine
şefâatçi ve bütün mü'minleri kendinden hoşnud edersin.
Hazret-i Âişe:
- Anam-babam sana fedâ olsun! Az bir zemân içinde bunları nasıl
yapabilirim? Sultân-ı Enbiyâ buyurdu ki,
- Yâ Âişe, üç kere "Kulhüvallâhü" sûresini oku. Kur'ân-ı kerîmi
hatmetmiş gibi olursun.
Bir kere "Allahümme salli alâ Muhammedin ve alâ cemî'il Enbiyâi
velmürselîn" de, bütün peygamberler senden râzı olsun.
Bir kere de "Allahümmağfirlî ve li vâlideyye ve lil mü'minîne vel
mü'minât vel müslimîne vel müslimâti el ahyâi minhüm vel emvât" de,
bütün mü'minler senden râzı olur.
Bir kere de "Sübhânellahi vel hamdü lillahi ve lâilâhe illâllahü vellâhü
ekber velâ havle velâ kuvvete illâ billahil aliyyil azîm" de ki, Allahü
teâlâ hazretleri senden râzı olsun.
Peygamberimizin amcasının kızı Hz. Ümmehani anlatır:
"Resulullah aleyhisselam, günlerden bir gün, bana uğradı.
- Ya Resulallah! Ben, yaşlandım ve zayıfladım. Bana, oturduğum yerde
yapabileceğim bir amel emr et de, onu, işleyeyim? dedim.
Resulullah aleyhisselam,
- Sen, yüzkere Sübhanallah! diyerek Allah'ı tesbih et! Bu, senin için,
yüz köleyi azad etmene eşiddir!
Yüzkere Elhamdü lillah! diyerek Allah'a hamd et ki, bu, senin için,
Allah yolunda Gazileri eğerli ve gemli yüz at'a bindirmene eşiddir!
Yüzkere Allah'ü ekber! diyerek Allah'ı tekbir et ki, bu da, senin için,
kurban edilmek üzre Beytullah'a yüz deve göndermene eşiddir!
Yüzkere de, Lâ ilahe illahü vahdehu la şerike leh lehülmülkü ve
lehülhamdü ve hüve ala külli şey'in kadir de ki, bu da, senin için,
gökle yer arasındaki her şeyden hayırlıdır!
Hiç bir kimsenin ameli, bundan üstün olamaz. Meğer ki, o da, senin
söylediğinin mislini veya fazlasını söylemiş olsun! buyurdu.
Kalblerin cilası, istiğfardır
Günâhlarına tevbe etmek, herkese farz-ı ayndır. Hiç kimse tevbeden
kurtulamaz. Nasıl kurtulur ki, Peygamberlerin hepsi tevbe ederdi.
Peygamberlerin sonuncusu ve en yükseği olan Muhammed aleyhi ve
aleyhimüssalevât buyuruyor ki, "Kalbimde (envâr-ı ilâhiyyenin gelmesine
engel olan) perde hâsıl oluyor. Bunun için hergün, yetmişkere istigfâr
ediyorum".
Nûr sûresi, otuzbirinci âyet-i kerîmesinde meâlen, "Ey mü'minler!
Hepiniz, Allahü teâlâya tevbe ediniz! Tevbe etmekle kurtulabilirsiniz"
ve Tahrîm sûresi, sekizinci âyet-i kerîmesinde meâlen, "Ey îmân eden
seçilmişler! Allahü teâlâya dönünüz! Hâlis tevbe edin! Ya'nî tevbenizi
bozmayın! Böyle tevbe edince, Rabbiniz, sizi belki afv eder ve
ağaçlarının, köşklerinin altından (önünden) sular akan Cennetlere sokar"
ve En'âm sûresi, yüzyirminci âyet-i kerîmesinde meâlen, "Açık olsun,
gizli olsun günâhlardan sakınınız!" buyurmuştur.
Peygamberimiz buyurdu ki:
"Demirin pası gibi, kalblerin de, pası vardır. Kalblerin cilası,
istiğfardır."
"Amel defterinde çok istiğfarı bulunan kimseye ne mutlu!"
"Her gün, yetmişkere istiğfar eden kimse, gafiller zümresinden yazılmaz!
Her gece, yetmişkere istiğfar eden kimse de, o gecesinde gafiller
zümresinden yazılmaz!"
Abdullah bin Ömer "Hiçbir şey konuşmadan önce bir mecliste Resulullah
aleyhisselamın yüzkere "Rabbiğfirli ve tüb aleyye inneke
Enttetevvabürrahim!" dediğini sayardık." demiştir.
Peygamberimiz, Nasr suresinin nüzulünden ve Mekke'nin fethinden sonra "Sübhanallahi
ve bihamdihi Estağfirullahe ve etubü ileyhi" diyerek tevbe ve istiğfarda
bulumayı daha da, çoğaltmıştı.
Peygamberimiz, namazın sonunda, üçkere istiğfar ederdi. İmam Evzai'ye,
bu istiğfarın nasıl yapılacağı sorulunca ""Estağfirullah! Estağfirullah..."
dersin demiştir.
Huzeyfetülyemani der ki, Resulullah aleyhisselama şikayetlendim."Ya
Resulallah! Dilim, beni yakıyor!?" dedim.
Resulullah aleyhisselam "İstiğfardan yararlanılırken, sen, nerdeydin?!
Ben, günde yüce Allah'a yüzkere istiğfar ve O'na tevbe ediyorumdur!"
buyurdu."
Rafi bin Hadic "Peygamber aleyhisselam, hiçbir meclisten "Sübhanekallahümme
ve bihamdike estağfirüke ve etubü ileyke!" diye istiğfar temeden kalkmaz,
sonra da "Bu, mecliste olan biten şeyler için keffarettir!" buyururdu."
demiştir.
Bazı duaların okuma zamanı ve sayılarını Resulullah efendimiz şöyle
bildirdi:
"Sabah-akşam, 3 defa, "Bismillahillezî lâ yedurru maasmihi şeyün fil
erdı velâ fissemâi ve hüvessemîulalîm" okuyan, büyücü ve zalimden emin
olur."
"Sabah 3 defa, 'Eûzü billahis-semîil alîm-i mineşşeytânirracîm' diyerek
Haşr suresinin son üç ayetini okuyana, 70 bin melek, akşama kadar duâ
eder. O gün ölürse şehit olur. Akşam okursa yine aynı şeylere kavuşur."
"Şirkten korunmak için 'Allahümme innî eûzübike min en-üşrike bike
şey-en ve ene a'lemü ve estagfiruke li-mâ lâ a'lemü inneke ente
allâmülguyûb' okuyun!"
"Sabah-akşam 7 defa 'Hasbiyallahü lâ ilâhe illâ hu, aleyhi tevekkeltü ve
hüve Rabbül-arşil-azîm' okuyanın dünya ve ahiret işine Allah kâfi gelir."
" 'Allahümme ma esbaha bî min ni'metin ev bi ehadin min halkıke, fe
minke vahdeke lâ şerîke leke, felekel hamdü ve lekeşşükr' duâsını,
gündüz okuyan o günün, akşam okuyan o gecenin şükrünü ifa etmiş olur." (Akşam
esbaha yerine emsâ denir.)
"Sabah-akşam on defa, 'Lâ ilâhe illallahü vahdehü lâ-şerîkeleh
lehül-mülkü ve lehül-hamdü yuhyî ve yümît ve hüve alâ külli şeyin kadîr'
okuyan kimse, kötülüklerden korunur."
"Bir kimse, sabah-akşam yüz defa 'Sübhânallahi ve bihamdihi' derse, o
gün ve o gece hiç kimse onun kadar sevap kazanamaz."
"Evden çıkarken 'Bismillahi, tevekkeltü alallahi, lâ havle ve lâ kuvvete
illâ billah' diyen, tehlikelerden korunur ve şeytan ondan uzaklaşır."
"Lâ havle..." okumak, doksandokuz derde devadır." (İmam-ı Rabbanî
hazretleri, din ve dünya zararlarından kurtulmak için her gün 500 defa "Lâ
havle velâ kuvvete illâ billah" okurdu. Okumaya başlarken ve okuyunca
yüzer defa Salevat getirirdi.)
"Hergün yüz defa salevat getiren, münafıklıktan ve cehennem ateşinden
uzaklaşır ve kıyamette şehitlerle beraber olur."
"Günde 25 defa 'Allahümme bâriklî fil mevt ve fî mâ ba'delmevt' okuyan
şehit olarak ölür." "Sabah-akşam 7 defa 'Allahümme ecirnî minennâr'
diyen cehennemden kurtulur."
"Bir yere gelen, 'Eûzü bikelimâtillahittammâti min şerri ma haleka'
okursa, o yerden kalkıncaya kadar, ona hiçbir şey zarar veremez."
"Sıkıntılı veya borçlu, binkere 'Lâ havle ve lâ kuvvete illâ billahil
aliyyil azîm' derse, Allahü teâlâ işini kolaylaştırır."
"Yatağa girince 3 defa Estagfirullah el azîm ellezî lâ ilahe illâ hüvel
hayyel kayyûm ve etûbü ileyh okuyan kimsenin günahları, deniz köpüğü
kadar pek çok olsa da, affolur."
İsm-i a'zam duâsı
Hz. Âişe vâlidemiz anlatır: Resûlullah, duânın kabul olmasına sebep olan
ism-i a'zâmı bilip bilmediğimi sordu. Bilmediğimi söyleyince, "Yâ Âişe
onu öğretmek, onunla dünya için birşey istemek uygun olmaz" buyurdu.
Kalkıp abdest aldım ve iki rek'at namaz kılıp, "Allahümme innî
ed'ûkellah ve ed'ûkerrahmân ve ed'ûkelberrerrahîm ve ed'ûke
biesmaikelhusnâ külleha mâ alimetü minhâ ve mâ lem a'lem entagfirelî ve
terhamenî" duâsını okudum. Gülümsiyerek "İsm-i a'zâm, okuduğun duânın
içindedir" buyurdu.
Peygamber efendimiz, "Allahümme innî es-elüke bienne lekelhamde lâ ilâhe
illâ ente yâ hannân, yâ mennân, yâ bedîassemâvâti vel erdı, yâ
zel-celâli vel-ikrâm" okuyan kişiye buyurdu ki:
"İsm-i a'zâmla dilekte bulundun, bununla duâ edilince, o duâ kabûl olur
ve bu duâ ile bir dilekte bulununca, dileği yerine gelir."
Başka bir zaman da, İsm-i a'zâm, "Ve ilâhüküm ilâhün vahid, lâ ilâhe
illâ hüverrahmânürrahîm" âyeti ile "Allahü lâ ilâhe illâ hüvel hayyül
kayyûm" âyeti içindedir" buyurdu.
Hazret-i Ali'nin bildirdiği ism-i a'zam duâsı var. "Bu duâya sımsıkı
sarılın. Çünkü o Arş-ı a'zamın hazinelerinden bir hazinedir." buyurduğu
dua şöyle:
"Allahümme innî es'elüke yâ âlimel hafiyye, ve yâ men-is-semâu
bikudretihi mebniyye, ve yâ men-il-erdu biizzetihi mudhıyye, ve yâ
men-iş-şemsü vel-kameru binûri celâlihi müşrika ve mudıyye ve yâ
mukbilen alâ külli nefsin mü'minetin zekiyye ve yâ müsekkine
ra'b-el-hâifîne ve ehl-et-takıyye, yâ men havaicul-halki indehü makdıyye,
yâ men necâ Yûsüfe min rıkk-il-ubûdiyye, yâ men leyse lehü bevvâbün
yûnâdî velâ sâhibun yağşa ve lâ vezîrun yu'tî ve lâ gayruhu rabbün yud'a
ve lâ yezdadu alâ kesretil-havaici illâ keremen ve cûden ve sallallahu
alâ Muhammedin ve âlihi ve a'tini süâli inneke alâ külli şey'in kadîr."
Duâya, e'ûzü besmele, Allahü teâlâya hamdü senâ ve Resûlüne salâtü selâm
ile başlamalıdır! Peygamber efendimiz, duâya başlarken, "Sübhâne
Rabbiyel aliyyil a'lel vehhâb" derdi. Allahü teâlâ, salevât-ı şerîfeyi
kabûl eder. Duânın başı ve sonu kabûl olunca ortasının kabûl olmaması
düşünülmez.
Peygamber efendimiz, "Allahü teâlâya günah işlemiyen dil ile duâ edin"
buyurdu. Böyle bir dilin nasıl bulanacağı suâl edilince, "Birbirinize
duâ edin! Çünkü ne sen onun, ne de o senin dilinle günah işlemiştir"
buyurdu. Yine buyurdu ki:" Duânın kabûl olması için iki şey lâzımdır.
Duâyı ihlâs ile yapmalıdır. Yediği ve giydiği helâldan olmalıdır. "
Nazar duâsı
Peygamber efendimizin zamanında Esed oğullarından nazarı değen bir kimse
var idi. Üç gün birşey yemez, sonra çadırın bir tarafını kaldırıp oradan
geçen bir deveye bakıp, "Bunun gibi bir deve hiç görmedim" der demez,
deve yere düşer hastalanırdı.
Müşrikler, bu adamı bulup Peygamber efendimizi nazarla öldürmesini
istediler. Cenab-ı Hak da Resulullahı bunun nazarından korumuştur. Bu
hususta Kalem suresinin 51. ayet-i kerimesi inmiştir: "Nerede ise,
kâfirler seni gözleri ile yıkacaklardı." buyurulmuştur.
Nazar haktır. İnsana, hayvana ve hatta cansıza da nazar değer. Nazar
hastalık yapar, hatta öldürür. Kadınlara ve çocuklara daha çok tesir
eder.
Peygamberimiz, nazar ile ilgil olarak,"Nazar insanı mezara, deveyi
kazana sokar" "Hoşa giden bir şeyi görünce, "Maşaallah lla kuvvete illa
billah" denirse o şeye nazar değemez."
Sabah-akşam, 3 defa "Bismillahillezi la yedurru maasmihi şeyün fil erdi
vela fissemai ve hüvessemiulalim" okuyan, büyü, nazar ve zulümmden
korunur."
Göz değene, Peygamber efendimizin bildirdiği şu tavizi okumalıdır:
"Euzü bi-kelimatillahittammati min şerri külli şeytanın ve hammatin ve
min şerri külli aynin lammetin."
Nazar değen kimseye şifa için Ayet-el-kürsi, Fatiha, Muavvizeteyn ve
Kalem suresinin son iki ayetini okumanın muhakkak iyi geldiği
bildirimiştir. Ayat-ı hırzı okumak ve üzerinde taşımak da çok faidelidir.
Herkes, bilhassa nazarı değen kimse, beğendiği birşeyi görünce "Maşaallah"
demeli, ondan sonra, ne söyliyecekse, o şeyi söylemelidir. Önce
Maşaallah deyince, nazar değmez.
Nazar Duası :Bismillâhirrahmânirrahîm bismillâhi azîm-iş- şâni şedîd-il
birri mâ şâallahü kâne habese hâbisün min hacerin yâbisin ve şihâbin
kâbisin. Allahümme innî radedtü ayn-el âini aleyhi ve alâ men
ehabb-en-nâsi ileyhi ve fî keyedihî ve kilyetihî lahmün rakîkun ve azmün
dakîkun fîmâ lehû yelîku ferci-il basara hel terâ min fütûrin
sümmerci-il basara kerrateyni yenkalib ileyk-el basaru hâsian ve hüve
hasîr ve in yekâdüllezîne keferû leyüzlikûneke biebsârihim lemmâ
semi-uz- zikra ve yekûlûne innehû lemecnûnün ve mâ hüve illâ zikrun
lilâlemîne lâ havle velâ kuvvete illâ billâh-il aliyy-il azîmi Lâ ilâhe
illallâhü hısnî, men kâle-hâ dehale hısnî, ve men dehale hısnî emine min
azâbî. Sadaka rasûlullahi sallalahü teâlâ aleyhi ve selleme
Resulullahın çok okuduğu dua
Resûlullah şu duâyı çok okurdu: "Allahümme innî es'elüke-ssıhhate
vel-âfiyete vel-emânete ve hüsnel-hulkı verrıdâe bilkaderi birahmetike
yâ Erhamerrâhimîn."
Bunun ma'nâsı, Ya Rabbî! Senden, sıhhat ve âfiyet ve emânete hıyânet
etmemek ve güzel ahlâk ve kaderden râzı olmak istiyorum. Ey merhamet
sâhiblerinin en merhametlisi! Merhametin hakkı için, bunları bana ver!
demektir.
* * *
Bir gün Hz. Kabise, Resûl-i Ekrem'e: Yâ Resûlallah, yaşım ilerledi,
birçok şeylerden kaldım, yapamaz âciz bir hâle düştüm, bana bir şeyler
öğret ki, onlardan istifâde edeyim.
Bunun üzerine Resûl-i Ekrem Efendimiz: Dünyalığın için, akşam namazını
müteakip üç kere: "Sübhânallahi ve bihamdihi sübhânallahilazîm, lâ havle
velâ kuvvete illâ bi'llâhi'l-âliyyi'l-azîm" de ve buna devâm et. Çünkü
buna devam eden birçok hastalıktan, elem ve kederden emin olur. Âhiretin
için de şu duâyı oku:
"Allahümmehdinî min indike ve efıd aleyye min fadlıke venşur aleyye min
rahmetike ve enzil aleyye min bereketike!" Allahım, bana kendi katından
hidâyet ihsân eyle, kendi fazl u kereminden bana ihsân eyle, rahmetini
bana akıt ve bereketlerinden bana inzâl eyle."
Sonra Resûl-i Ekrem devâmla şöyle buyurmuştur: "Bu duâya kim devâm
ederse, Kıyâmet gününde kendisine Cennetin dört kapısı açılır, istediği
kapıdan içeri girer."
* * *
Resûl-i Ekrem Büreyde'ye şöyle demiştir:
"Yâ Büreyde! Allahü teâlâ'nın, hayır murad ettiği kimseye tâlim
buyurduğu duâyı sana öğreteyim mi?" Büreyde: "Öğret yâ Resûlallah"
deyince Resûl-i Ekrem şöyle buyudular:
"Allahümme, innî daîfün fekavinî rıdâke da'fî ve huz ilel hayri
binasıyetî vecalil İslâme müntehâ rıdâye. Allahümme innî daîfün
fekavvinî ve iunni zelîlün feızzenî ve innî fakırün feeğninî ya
erhamerrâhımîn"
"Allahım! Ben zayıf ve âciz bir kimseyim. Rızânı tahsil için sen beni
kuvvetlendir, beni daimâ iyiliğe götür. Son emelimi İslâmiyet kıl.
Allahım! Ben âcizim, sen beni kuvvetlendir. Ben zelil bir kimseyim, sen
beni izzetlendir. Ben fakirim, sen beni zenginleştir yâ erhamerrahimîn."
Resulullahın mal varlığı
Dünya ve dünyalıklar, hakikatte gelip geçici, değersiz şeyler olduğundan,
Hak teâlâ, Habibini, dünya ve geçici dünya malı biriktirme ve
düşüncesinden koruyup, ona mal sıkıntısı, zenginlik derdi vermediği
herkesin malumudur. Resul-i Ekrem'in malik olduğu malı kısaca şöyle:
Babası Abdullah vefat edince, beş deve ve bir sürü koyun miras kalmıştı.
Sekiz yaşına gelinceye kadar develeri dedesi Abdülmuttalib'in yanında
idi. O vefat edince yirmibeş yaşına kadar amcası Ebu Talib'in yanında
kaldı. Evlenip, kırk yaşında peygamberliği bilidirilince, hanımı
Hadice-i Kübra hazretleri bütün malını Resulullah'a vermişti. Sonra
Hazret-i Ebu Bekir de bütün malını vermişti. Bütün bunları İslâmiyetin
yayılmasında kullandı.
Medine'ye hicretten sonra, gazaya başladıklarında, bizzat ve vasıtalı
olarak yapılan gazaların ganimet mallarının beşte biri, ayrıca hicretin
yedinci yılında Hayber'in fethinde Fedek çiftliğinin yıllık mahsulünün
yarısı, Cenab-ı Hak'ın emriyle kendisinin mülkü idi.
Yalnız geçim hususuna gayet az şey ayırıp, diğerini fukaraya sadaka
ederdi. Çoğu zaman borçla geçinirdi. Hatta vefat ettiği zaman, çelik
zırhları otuz kile arpa karşılığında bir Yahudide rehin idi.
Elbiseleri için bildirildi ki, çeşitli ve ayrı zamanlarda biri beyaz,
biri siyah elbise ve birkaç beyaz fitilli takkeleri var idi. Bazan
üstüne tülbend sarar, bazan türbendsiz yalnız onu giyer, bazan da
takkesiz tülbend kullanırdı.
Mübarek saçları çok olduğundan bazan başı açık ve yalın ayak hastaların
hatırını sormaya giderdi. Bir kulaklı başlıkları var idi ki, harb
zamanında onu giyerdi. Tülbendinin boyu yedi arşın olup, başına sarar,
arkalarına bir karış kadar taylasan uzatırdı.
Ekseriya beyaz ve yeşil renkli elbiseyi tercih eder, giyerdi. Kırmızı ve
siyah da giydiği olmuştur. Harblerde, Cumalarda, bayramlarda ve elçiler
geldiğinde giyecek, yakalı elbise ve ridaları ve ayrı ayrı zamanlarda
birkaç kaftanı vardı. Biri yeşil sündüs idi. Dışına sündüs, ya'ni
pamuklu gibi bir kumaş kaplanmış kürk, mıhyer ve yün gibi bazı şeyleri
giymiştir.
Velhasıl bazan dikilmiş giyer, bazan ehram gibi bir örtü kuşanırdı. Hep
aynı ve bir çeşit elbiseye bağlı değildi. Giymek için ne bulursa giyerdi.
Dünyayı sevmemek için de, çoğu zaman yamalı ve eski, modası geçmiş
elbiseler giyerdi.
Dikilmiş elbiselerinin yeni, yani kol ağzı dar ve bileklerine kadar,
boyu topuk kemiklerinin üstüne kadar idi. Elbise üzerine sarmak için
deriden bir kuşağı vardı. Uzunluğu dört arşın bir karış bir ridası vardı.
İki sarı, iki siyah mestleri olup, mübarek ayakkabıları, arab adeti
üzere üstü na'lin gibi tasmalı deriden olup, altı kat kat deri idi
Resulullahın yüzüğü
Resululahın İki gümüş yüzüğü vardı. Birinin üstünde "Muhammedün
Resulullah" kazılmış olup, üç satır idi. Aşağıdan yukarı okunup,
Muhammed aşağıda, Resul ortada, Allah lafzı ta'zimen yukarıda idi.
Yazısı diğer mühürler gibi tersten yazılmış olmayıp, basıldıkta doğru
yazı olurdu. Bu da mucizelerinden biridir.
Ev eşyasına gelince: Hurma lifi dolmuş deriden bir döşeği, iki kişi
örtünecek kadar kıldan örülmüş battaniyesi, dört ağaç çanağı, kuyu
kovası şeklinde deriden bir su kabı, sakal boyayacak bir bakır tası,
gusül için tunçtan büyük bir kabı, içine ayna, tarak, makas, misvak,
sürmedan, şişe ve başa sürecek yağ bulunan yağ kabı sığacak kadar
büyüklükte bir kutusu, dört halkalı bir çanağı, ağaçtan sa' ve müd
denilen iki ölçeği, tüylü bir örtüsü, ayakları saç ağacından bir divanı
var idi.
Harb aletlerinden, ayrı ayrı zamanlarda dokuz kılıcı, yedi zırhı, altı
yayı, saf deriden okluğu, üç kalkanı, dört könderi, bir büyük bir küçük
harbeleri, iki miğferi, bir çadırı, bir çevganı, bir tane elde tutulan
kısa bastonu var idi.
Önceleri Hazret-i Aişe'nin kapısının perdesi olup siyah mıhyerden olan
dört köşe ve büyük Ikab adlı bir sancağı, beyaz birkaç bayrağı var idi.
Birinin üzerine Kelime-i şehadet yazılmış idi.
Hayvanlardan yirmibeş atı beş tane katırı olup, biri beyaz idi. İsmi
Düldül idi. Daha sonraları Hazret-i Ali bazan ona binerdi. İki veya üç
tane eşeği var idi. Birinin ismi Ya'fur idi. Binmek için dört dişi
devesi olup, birinin ismi Adba idi.
Vahiy geldiğinde ondan başkası taşıyamazdı. Bunlardan başka Medine
etrafında otlayan yirmi sağılır devesi var idi. Hergün onlardan iki
büyük kırba dolusu süt gelirdi. Hanımlarının ve kendisinin yiyeceği o
idi.
Eshabdan Mescid-i şerifde olup bekar ve fakir Eshab-ı soffaya da ondan
verirlerdi. Ayrıca yüz tane koyunu, yedi veya altı tane keçisi, bir tane
beyaz horozu var idi.
Hayatı boyunca çeşitli zamanlarda toplam kırküç köle ve onbir cariyesi
olmuş, bunlardan kimini satın aldığı gibi hemen, kimini bir zaman sonra
azad etmiş, kimini azad ettikten sonra, kendi rızaları ile kalmışlardır.
İçlerinden biri Zeyd bin Harise idi. Azad etti, evlendirdi, hatta oğul
edindi. Biri de Sevban olup, satın alıp hemen azad etti, o ise,
Resulullah vefat edinceye kadar yanından ayrılmadı.
Altınları fukaraya dağıt
Resulullah vefat ettiği zaman, iki Bürd-i Yemeni elbise, bir izar-i
Ummani, iki Sahari elbise, bir kenarlı rida, bir yemen kabası, pamuktan
dokunmuş ve dikilmiş bir elbise, bir beyaz kilim, bir kenarı işaretli
siyah kilim, bir büyük gece çadırı örtüsü, üç takke ve iki kulaklı
başlık bulundu. Bunlardan başka altın, gümüş ve diğer şeylerden bir
nesne yoktu..
Vefatından sonra imana gelen bir Yahudinin görmesi için, içinde vefat
ettiği mübarek elbisesini Mescid-i şerife getirdiklerinde gördü ki, yedi
yerinde hurma lifiyle dikişler vardı.
Resulullaha bir yerden birkaç altın geldi. Emr-i şerifleri ile fukaraya
taksim olundu. İçinden altı, yedi, sekiz veya dokuz tanesini Hazret-i
Aişe'ye saklaması için vermişti.
Vefatı sırasında hatırına geldi, Rabbine dünyayı terk etmiş ve dünya
bağlarından kesilmiş varmak niyeti ile: "Ey Aişe, o altınları ne yaptın?"
buyurdu. Bendedirler dedi. "Fukaraya dağıt" buyurdu.
Sonra hastalığın şiddetinden kendinden geçti. Kendine gelince, "Dağıttın
mı?" buyurdu. "Henüz hayır" dedi. "Şimdi dağıt" buyurdu.
Tekrar kendinden geçti. Kendine gelince, yine sordu. Hazret-i Aişe'nin,
o dehşetli zamanda bu işe eli değmediğinden, "henüz dağıtmadım" dedi.
Resulullah altınları alıp, mübarek elleri ile sayıp: "Muhammed Rabbine
kavuştukta, unlar yanında olmamalı" deyip, Hazret-i Ali'ye verdi ve
bunları hemen dağıt buyurdu. O da dağıtıp geldi, haber verdi. "Şimdi
rahatladım" buyurdu.
Resulullaha tazim hallerinden biri de, şerefli cenablarını, diğer
insanlar katında hakaret, aşağılık sıfatlarından sayılan sıfatlarla
anlatmaktan sakınmaktır.
O halde, Resulullah fakir idi dememek gerektir. Bazı alimler de,
Resulullah hakkında zühd kelimesini caiz görmüyorlar.
Bazı alimler, "Resulullah mal bakımından hiç fakir değildi. Hali fukara
hali gibi değildi. Belki Allah'a karşı insanların en zengini,
ihtiyaçsızı idi. Dünyalığı kendine ve ev halkına yetecekderecede idi"
demişlerdir.
Resulullah'ın: "Ya Rabbi, beni miskin olarak dirilt" demesinden murad,
kalb bakımından olandır. Bu kusuru çok fakir derim ki, hal böyle iken,
Resulullah fakir idi, yahud zahid idi diyecek yerde, mesela dünyayı terk
etmiş idi, yahud kanaat sahibi idi dense münasib olur.
|