|
FELSEFE
Birgün Muhiddin-i Arabi hazretleri oturmuş yarenleriyle sohbet ediyordu.
Sohbet iyice koyulaştı ve evliyanın kerameti - enbiyanın mu'cizatı
meselelerine geldi. Mecliste bir de mütefekkirlik taslayan feylesof
vardı. Bu felsefeci kerameti ve mucizeyi inkar ediyordu. Hatta bir ara:
— Avamdan olan insanlar Hazreti İbrahim'i ateşin yakmadığına inanırlar.
Bu olamaz. Çünkü ateşte yakma hassası vardır; mutlaka yakar. Halbuki
İbrahim Aleyhisselamm hadisesini tevil etmek lazım. O kadar ateş yanar
da bir insanı yakmaz mı? Bu şu demektir; İbrahim Aleyhisselam Allah'ın
inayetiyle Nemrud'a galip geldi ve Nemrud'un gazabından kurtuldu,
demektir. Kur'andaki ayetleri böylece te'vil etmek lazımdır, dedi.
Şeyh-ul Ekber Muhiddin-i Arabi Hazretleri feylosofun konuşmalarını
dinledikten sonra şöyle söyledi:
— Siz ateşin yakmayacağını kabul etmiyorsunuz. Bizim maksadımız keramet
göstermek değil ama, sizin bu husustaki inkarınızı kaldırmak isterseniz
ben Hak Teâlâ'nın Kur'an-ı Kerim'de «Biz İbrahim'e ateşin yakmamasını
emrettik ve O'na selam ettik» buyurmasının tevil götürmez doğruluğunu
isbat edeyim, dedi ve içi ateş koruyla dolu mangalı tuttuğu gibi
feylasofun eteğine boşalttı. Feylasof korkusundan sap - sarı kesilmişti.
Muhiddin Arabi Hazretleri ise dileriyle feylasofun kucağındaki ateşi
karıştırıyor ateşin bir feylâsofu bile Allah'ın izniyle yakmadığını
isbat ediyordu. Bir müddet sonra ateşi tekrar mangala boşalttı ve
feylasof'a:
— Elini ateşe yaklaştır, dedi.
Feylasof elini ateşe yaklaştırdı ki, ateş eskisi gibi yakıcılığını
muhafaza ediyor.
Şeyh-ül Ekber feylasof a şöyle dedi:
— Ateşin yakıp yakmaması Allah'ın emriyledir. Allah (C.C.) dilerse ateş
yakar dilerse yakmaz.
Bu hadise karşısında itiraz edecek bir mahal bulamayan feylâzöf hakikati
kabul edip iman tazeleyerek müslüman oldu.
* * *
|