|
NAEHİLİN SOHBETİ
Hace Bahaeddin Hazretleri müridleriyle bir bağda oturmuş sohbet ediyordu.
Bir zaman sonra müridlerin yanından kalkıp bağdan dışarı çıktı.
Bahaeddin hazretlerinin ayrılmasından bilistifade müridlerden birisi
kendisinde bir varlık hissederek yanında kalan müridana sohbet etmeye
başladı. Gayesi tasavvuf i sohbetle orada kalanları kendisine bend etmek
ve onların kendisine bağlanmasını sağlamaktı.
Fakat Mevlânâ Arif isimli bu zatın konuşmasından bazı müridler sıkılıp
yanını terkettiler. Hatta bağ sahibi bile onun yanından ayrıldı. Mevlânâ
Arifin yanından ayrılan müridler, Hace Bahaeddin Hazretlerinin yanına
varmak istiyorlardı. Fakat Cenab-ı Allah onların içine öyle bir korku
saldı ki, Hace Hazretlerinin huzuruna çıkmaya kendilerinden cesaret
bulamadılar. Bir müddet bağın dışında öyle beklemeye başladılar. Bu
arada öğle vakti olmuş, Bahaeddin Hazretleri öğle namazının sünnetine
durmuştu. Onlar bundan istifade ederek Hazreti Şeyhin arkasında namaza
durdular, sünneti böylece eda ettiler.
Şah-ı Nakşibend Hazretleri cemaatin arkasına toplandığını görünce,
müridlerin içinden Mevlânâ Ebubekir'i öne geçirdi. Mevlânâ Ebubekir,
namazın farzını kıldırmak için öne geçti ise de tekbir alacak kuvveti
kendisinde bulamıyordu. Mevlânâ Ebubekir'in bu durumunu keşfeden Hace
Bahaeddin Hazretleri kendisi geçip öğle namazını kıldırdı.
Namazda cemaate bir hal olmuştu. Kimisi düşüp bayıldı. Kimisi aklını
kaybederek dağlara düştü. Hace Hazretleri namazı bitirdiğinde
müridlerinin bu halini görüp yanında kimseyi bulamayınca bağdan dışarı
çıkıp bir tepeye oturdu.
Bu müridlerin içinden bilhassa Mevlânâ Ebubekir, çok fena olmuştu.
Üstazım bana gücendi, diyerek ağlıyor ve başına toprak saçıyordu.
Hace Yusuf hazreti Üstaz'ı bir tepede oturmuş görünce büs-bütün korkusu
arttı ve Hace Alâeddin'i bulup:
— Ne yapalım? Diye sordu. Hace Alâeddin kendisine gelip; Hace Bahaeddin
Hazretlerinin huzuruna vardı ve müridan'ın İslahı için dua etmesini ve
hatalarının bağışlanmasını diledi. Hace Bahaeddin:
— Bunların ıslahı böyle olur, buyurarak Alâeddin'in sözüne iltifat
buyurmadı. Hace Alâeddin bağda cemaate sohbet eden kendini bilmez,
Mevlânâ Arifi bulup:
— Bu perişanlık hep senin bağdaki konuşman yüzündendir. Bayılıp
kendinden geçen, hatta dağlara düşen bu dostların halini görüyorsun.
Bunları ıslah et eski hallerine kavuştur bakalım, diye çıkıştı.
Mevlânâ Arif böyle kudrete sahip olmadığının farkında idi. Onu Hazreti
Üstaz'ın huzuruna getirdiler. Huzuru velayete geldiğinde büyük bir korku
içinde idi. Hace Hazretlerinden müridanın bağışlanmasını rica ettiler.
Mevlânâ Arif denen o adam da:
— Küstahlık ettim, yaptığım işin çok kötü bir fiil olduğunu anladım,
beni bağışlayınız diye niyazda bulununca Hace Hazretleri bütün müridlere
teker teker nazar etti ve müridler eski haline avdet etti. Yalnız
Mevlânâ Ebubekir'i bu iltifatın dışında bırakarak Mevlânâ Arife şöyle
söyledi:
— Senin maksadın aşktan bazı sözler söyleyerek halkı kendine bend
etmekti. Fakat benim fırınım çok sıcaktır. Sen onların hamurunu
pişiremedin ve yapıştırarak fesadın çıkmasına sebep oldun. Bu durumda bu
perişan olan ihvanın halini düzeltmek sana düşerdi, fakat yapamadın. Ben
ise Mevlânın izniyle hepsini İslah ettim. Yalnız Mevlânâ Ebubekir'i bu
İslahın dışında bıraktım. Onu da sen İslah et. Çünkü sohbet esnasında
nazarını onun üzerinde yoğunlaştırmıştın, şimdi alim ve fazıl bir
kimseyi bu hale getirdin. Onun akrabaları seni rahat bırakacaklar mı?
Dedi.
Mevlânâ Arîf ve orada bulunan bütün ihvan Molla Ebubekir'in de İslahı
için teveccühte bulunması için niyazda bulundular. Hace hazretleri onu
da bir nazarla eski haline avdet ettirdi.
Bu hal orada bulunan ve bulunmayan bütün ihvanın Hace Hazretlerine karşı
bağlılıklarını bir kat daha artırdı ve O'nun tasarrufuna kayıtsız
şartsız tabi oldular.
* * *
|