|
ÜSTAZLARIN KILICI
Esatiz-i Kiramdan Hace Nakşibend Hazretleri merkebine binmiş bir yere
gidiyordu. O'nun yoldan geçtiğini gören bir mürid hürmeten ayağa kalkıp
ta'zim etti. Hace Hazretleri:
— Sen benim için ayağa kalkıyorsun ama, bu durumda benim de merkepten
aşağı inmem lâzım. Halbuki benim şu anda merkepten inmeğe kudretim
yetmez, buyurdu. Hacenin bu sözlerine derviş içerleyerek yakışmayacak
sözler sarf etti. Hace Hazretleri hiç aldırış bile etmeyerek yoluna
devam etti.
Aradan kısa bir zaman geçtikten sonra o dervişin fena şekilde hasta
olduğu, mahv olup gideceği haberi müridler arasında yayıldı. Hatta bu "hadiseyi
Hace Hazretleri bile duymuştu. Fakat hiç nasıldır gibilerden sormuyordu
bile...
Yine birgün bir yolculuğunda o dervişin evinin önünden geçiyordu.
Hazreti Üstazın geldiğini gören bir kişi hasta olan dervişin evinden
dışarı çıkıp tazim gösterdi. Hace Hazretleri hastanın durumunu sorunca
adam:
— Efendim hali çok fena, teşrifinizi bekliyor. Hatasını anladı ve
affınızı istirham ediyor, dedi. Hace Hazretleri hiç küskünlük
göstermezdi. Hemen eve girip «nasılsın» diye sordu. Derviş:
— Efendim büyük terbiyesizlik yaptım, edepsizlik ederek sizin kalbinizi
kırdım. Ne olur beni af buyurun, diye yalvarmaya başlayınca Hace
Bahaeddin-i Nakşibend:
— Korkma! Allah şifa ihsan edecek. O zaman kırılan kalbimiz şimdi
tertemiz, buyurarak dervişi teselli etti. Daha sonra şu kıymetli
incilerini dile getirdi:
— İyi bilesiniz ki, üstazların kılıcı her zaman yalındır, kılıfında
değildir. Halk bilerek veya bilmeyerek kendisi o kılıca vurur, yoksa
mürşitler hiç kimseye kılıç vurmazlar.
* * *
|