|
İKİNCİ HİKÂYE
Şeyh Ebû Hafs Ömer'den rivayet edilmiştir:
Mansur Bin Zekîn isminde bir zâhid ve salih kimse, ölüm döşeğinde
yatarken son derece ağlamaya başladı. Dost ve akrabası O'na: «Sen böyle
ağlarsan, bizim halimiz nasıl olur.» deyince, o zat:
— İbadet ve salihliğime itimadım yoktur. Hz. Hak Celle ve Âlâmdan bir
kurtuluş yolu isterim ki, dergâhında mes'ul olmadan, mağfiret olunayım,
der.
Vefatının dördüncü gecesi, salih bir oğlu O'nu rüyasında görür ve «Ey
baba, Hz. Allah sana nasıl muamele buyurdu?» diye sorar. Babası da:
— Oğlum, yük çok güç ve hesab çok zor. Bizim korktuğumuzun çok
üstündedir. Lâkin bir âdil ve kerîm padişaha rast geldim. «Ya Mansur,
sana 70 yıl ömür verdim ne amelin vardır?» diye sual etti. Ben de, ya
Rabbî, ilmin her şeyi ihata etmiştir. Senin için 60 defa hae- yaptım,
dediği zaman «Kabul etmedim» buyurdu. Ya Rabbî, 60 yıl gündüz oruç tutup
gece namaz kıldım, dediğim zaman «Kabul etmedim» buyurdu. Yine ya Rabbî,
40 bin akçe sadaka verdim, dediğim zaman yine «Kabul etmedim» buyurdu.
Ya Rabbî 40 kerre fî-sebîlillah gaza ettim, dediğim zaman yine «Kabul
etmedim» buyurunca, artık kendimi helâkde bildim.
Bir de o Kerîm ve Rahîm padişah, hudutsuz lütuf ve kereminden:
— Ya Mansur! Filan günü hatırlar mısın ki, yolda bir tezek görmüş,
müslümanlar ve hayvanlar incinmesin diyerek yoldan giderdin. İşte o
amelinden razı olup seni mağfiret eyledim, buyurdu.
Kur'an-ı Kerîm'de: «Ben azîmüşşan muhakkak ihsan edicilerin amelini zayi
etmem.» buyurulur.
İnsanın fikir ve ameli daima iyilik olmalıdır. Ümid edilir ki, insanın,
rızaya uygun olan bir tek ameli kendisini kurtarabilir.
* * *
|