DİNİ HİKAYELER

 

BÜYÜKLERE HÜRMET


DOKUZUNCU HİKÂYE

Belh padişahının oğlu biraz dolaşmak kasdı ile çıkıp gezerken bir bahçeye rast gelir. Bahçenin sahibi çok ihtiyar bir mecûsi olup fidan dikmekle meşgul olduğunu görünce:

— Ey ihtiyar, bunları dikiyorsun, halbuki sen çok ihtiyarsın. Bu fidanların yemişlerini yemeğe ömrün vefa etmez, der. İhtiyar:

— Efendim, dikmişler yedik, dikeriz yerler, belki ben de yerim, der

Şehzade o fidanların yemişlerinden yiyemezsin diye talakına yemin eder ve oradan ayrılır. Aradan uzun seneler geçer, şehzade padişah olur ve o yeminini unutur. Bir gün bilmeyerek yine o bahçeye gider. Fakat bahçede çok değişiklik olmuş ve fidanların hepsi yetişerek meyve vermeye başlamışlar. Padişah bahçenin içinde bulunan güzel köşkte bir müddet oturur. Bahçivan da bahçedeki her türlü meyveden toplayarak, padişaha ikram eder. Padişah, o bahçivan ile beraber yemek isteyince, bahçivan padişahı tanımadığı halde «Efendim bu bahçenin yemişlerinden yemek bana helâl değildir.» der. Padişah:

—Ne acâib şey, bu senin malın değil mi? dîye sorunca, bahçivan şöyle anlatır:

— Bir zaman şehzade gelip, bu fidanların yemişlerinden yiyemezsin diye talakına yemin etmişti. Ben de fidanların meyvesine yetiştim. Eğer yersem onların arasında talak vaki olur ve birbirine haram olurlar. Onun için yemem, der. Padişah:

— Ey ihtiyar, o şehzade benim. Sen ki bu derece ahdine vefa edip benim yeminimin hürmetini bildin ve muhafaza ettin. Seni kendim vezir eyledim, deyince, ihtiyar mecûsi de:

— Ey padişahım, padişah müslüman, vezir mecûsi olmak lâyık değildir, deyip iman ile müşerref olur. Cenabı Hak Celle ve Âlâ Hazretleri de, padişahın yeminine hürmet sebebi ile nice yıllar daha ömür ihsan ederek sıhhat ve afiyetle yaşar. Hem şeref-i iman, hem de vezaret makamını ihsan eder.

Mü'min bir kimse, mümkün olduğu kadar müslüman kardeşlerinin ahid ve yeminini muhafaza ve himaye eder ise, dünya ve âhirette izzete nail olur.

* * *