|
İKİNCİ HİKÂYE
Benî İsrail zamanında Mürdas isminde, zahid ve salih bir kimse vardı.
Bir gün evinden çıkıp karşısında bulunan büyük bîr dağa giderek, şöyle
bir bakınca içinden düşündü ki: Eğer bu dağ ova olsaydı, bu belde
insanlarının ekinleri daha çok olurdu. Bu düşüncesi Üzerine hemen
taraf-ı izzetten, sırrına:
— Ya Mürdas, o belde ehlinin rızkları senin üzerine midir ki, onlar için
gam çekersin, diye hitab olunur.
Bunun üzerine Mürdas, hatasını anlar ve tevbe eder. Tevbesinin de Cenabı
Hak tarafından kabul edilip, mağfiret edilenceye kadar, yiyip içmemeye
yemin ederek seyehata çıkar. Nice günler pişmanlık ateşi ile yanıp
gezerken, bir gün belde ehli Mürdas'ı görürler. Yemek hazırlayıp davet
ederler. Fakat Mürdas, o düşüncesinden dolayı irtikab ettiği günahı
Cenabı Hak'kın afvedinceye kadar yiyip içmeyeceğini onlara da ifade eder.
Onlar ise:
— Bunda birşey yoktur. Sana gelecek olanlar bize gelsin, diye yemesi
için İsrar ederler.
Fakat Mürdas ahdine vefa edip, yemeyi kabul etmediği için, Cenabı Hak
tarafından o zamanın peygamberine denildi ki; Mürdas'a söyle o
kimselerin içinden çıksın. Zira onlar Mürdas'a, o düşünce bir şey
değildir. Ondan dolayı sana gelecek bize gelsin demelerine binâen,
onlara azab-ı ilâhiyyem nazil olacaktır, diye vahyedildi, O peygamber de
vahyi ilâhîyi, Mürdas'a tebliğ etti. Mürdas hemen onların içinden
ayrıldı ve o kavme azab-ı ilâhi gelerek hepsini helak etti. Böylece
Mürdas'ın tevbesi de dergâh-ı izzette kabul buyuruldu.
* * *
|