|
ALTINCI HİKAYE
Dördüncü kat semada iki melek kendi aralarında, Cenabı Hak tarafından ne
ile memur olundukları hususunda konuşurlar.
Birisi der ki: Hak Celle ve Âlâ Hazretleri beni şöyle acâip bir hizmet
ile memur etti; Filan şehirde bir yahudi olup, ölümü yaklaştığı zaman
canı balık arzu etmiş. Halbuki yakınlarında olan nehirde balık yoktur.
Filan denizden balık sürüp o nehire getirdim. Oradaki avcılar da hemen
balıkları tutup yahudiye doyuncaya kadar yedirdiler. Zira mezkûr
yahudinin dünyada bir hasenesi yoktur. Ancak Hak Celle ve Âlâ O'nun
arzusunu bu dünyada yerine getiriyor ki, âhirette hiç bir şey ihsan
etmeyecektir.
İkinci melek ise, benim, memuriyetim senden daha acîbdir. Filan şehirde
bir âbid ve zâhid kimse 30 yıldır uzlet edip, dünyaya zerrses meyl
etmemiş. Gece - gündüz ibadet ve tâat ile meşgul olmuş. Ve hatta
kendisinden bir isyan sadır olmamış. Ancak afvoluncaya kadar bir belaya
mübtelâ olmuş. Halbuki vefatı da yaklaştığı için bir hatası kalmış ki,
çoktan beri bir zeytin yağı arzu etmekte olup her nasılsa tedarik etmiş
ve henüz ysmezden evvel, emr-i ilâhî mucibince o yağı dökmüş. Ondan
dolayı biraz üzülmüş. Fakat ona mükafat olarak, o bir hatası da
afvolunup, kiramen katibin defterlerinde hiç hatası olmaksızın âhirete
intikal edecektir, denilmiş.
Şimdi bundan anlaşılıyor ki, dünyaya meyl ve muhabbet etmek, ve her
arzuyu hiç düşünmeden yerine getirmek hayır alâmeti değildir. Nitekim,
Fahri Kâinat Efendimiz Hazretleri: «Dünya mü'minin zindanı, kâfirin
cennetidir.» diye buyurmuşlardır.
Cenabı Hak kâfirlerin muradını verince, arzusuna kavuştuğu için O'na
cennet olur. Mü'minlere de âhirette hatır ve hayale gelmedik ilâhî
nimetler verileceği için, dünyada her arzuları yerine gelmediği için de
O'nlar için cehennem demek olur.
* * *
|