DİNİ HİKAYELER

 

MARİFET VE İMANIN YOK OLMASI


SEKİZİNCİ HİKÂYE

Belh şehrinde âlim, fazıl ve zâhid bir kimsenin, çok çocuklu ve zengin, nasranî bir komşusu vardı. O zâhid, komşusunun oğullarını daima dine davet ederdi. Onlar da «Pederimiz ölüp mirasını paylaştıktan sonra, müslüman oluruz.» diye cevap verirlerdi.

Nihayet pederleri ölür. Zâhid de her zamanki gibi onları dine davet eder; Oğlanların hepsi toplanırlar ve bir şarap meclisi kurarak eğlenmekte oldukları sırada içlerinden gayet güzel ve genç bir mecusî, bir kadeh şarap doldurarak:

— Ey zâhid! Her zaman bizi Din-i İslâm'a davet edersin. Sen şunu iç bakalım ne olur, diye zahide bir takım dil dökünce bîçare zâhid dayanamaz ve şarabı içer. Sarhoş ve kendinden geçmiş bir halde evine döner. Oğlu ve ailesi «Sen bir ehl-i ilim ve zâhidsin, şarabı içerek, dünya ve âhirette rüsvay olmak layık mıdır?» dedikleri zaman, O'nun gücüne gider ve şöyle der:

— Elbette bu gece ben, belime zünnar kuşanırım, diye ağır bir yemin eder. Ve kendisinden imanın lezzeti gidip, kalkarak küfür ve dalalet yolunu tutar. Beline zünnar kuşanıp mürted olur. O gece yattığı zaman ölür. Cesedini de mürted mezarlığına defnederler.

Hak Sübhanehu ve Teâlâ Hazretleri Kelâm-ı Kadîm'inde meâlen şöyle buyurur: «Dünya hayatının zahirine itibar edenler, bâtın, hakikat ve marifetten gafildirler.»

Yani bu kimselerden, maarif-i ilâhîyeyi ve iman-ı Hakîkiyi tahsil edenler çok nadirdir. Her şeyi en iyi bilen Hz. Allah'tır.

* * *