DİNİ HİKAYELER

 

NAMAZIN FAZİLETLERİ


SEKİZİNCİ HİKÂYE

Şeyh Ebû Hafs Ömer Hazretleri ile azizlerden bir kimse, bir gün Bağdad halifesinin sarayında sohbet için toplanmışlardı. Sohbet esnasında o aziz şöyle bir hikâye anlattı:

— Hz. Osman (R.A.) zaman-ı hilâfetinde, eshabı kiramdan birisini, elçi olarak Rum kralına göndermişti. O eshab gittiği yerde çok acâib şeyler ile karşılaştı ki, onlardan birisi şu idi;

— Rum kralının karşısında güzel bir köle, çok çeşitli elbiseler ile süslenmiş ve el bağlamış bir halde duruyor. O derece kemâl-i edeb ile duruyor ki, nefes aldığı bile fark edilemiyormuş. O sahabe, birisinden kölenin diri olup olmadığını sormuş. Sorduğu kimse de şunu anlatmış:

— O güzel köle kralın çok sevdiği makbul hizmetçilerindendir. Kral O'na baktıkça ferahlanır. Hatta bir gün o köleye baktığı anda, köleyi, başkasına iltifat eder bir halde bulduğu için O'nun bir parmağını keserek cezalandırmıştı. Yine bir gün O'na nazar ettiği zaman, kölenin başkasına iltifatını görünce, bir parmağını daha kestirdi. O günden beri köle asla başkasına iltifat etmez ve öyle edeb ve haya üzere durur ki, teneffüs ettiğini bile kimse anlayamaz.

O sahabe de Hz. Osman'ın (R.A.) yanına döndüğü zaman gördüğü bu acâib hali hikâye edince, Hz. Osman Efendimiz buyurdu ki:

— Bir kimse kendisi gibi bir mahlûkun rızası için bu mertebe edeb ve haya üzere durur ve hareket etmezse, bir mü'min namaza durduğu zaman Hâlık'ını görür gibi mülahaza edip, kemâl mertebe huzû ve huşu üzere kalbini mâsivadan temizleyip teveccühünü yalnız Hak Celle ve Âlâ Hazretlerine döndürmesi lâzımdır, diye eshabı kirama vaaz ve nasihat buyurmuşlardır.

* * *