|
İKİNCİ HİKÂYE
İmam Ebû Abdullah Hazretleri bir gün, hâşâ imtihan kasdı ile değil de,
belki Cenabı Hak'kın kullarının rızkını ne yolla ihsan ettiğini yakîn
hasıl etmek için, evinden çıkar ve bir dağda bulunan mağaraya girerek
ibadet ile meşgul olmaya başlar. Ansızın bir kaafile yolunu şaşırır ve
her ne hikmetse çok şiddetli de bir yağmur yağmakla hemen o mağaraya
girerler. Bakarlar ki, Ebû Abdullah Hazretleri bir köşede duruyor.
Halinden sual ederler, asla cevap vermez. Kaafile reîsi «Bu kimseyi
soğuk incitmiş.» diyerek biraz ateş yakıp önüne koyarlar. İsıttıktan
sonra yine konuşmadığını görünce, acıkmıştır diye düşünüp önüne yemek
koyarlar. Fakat o yemeği de yemez. Çok zamandır aç olduğu için kudreti
kalmamıştır düşüncesiyle sıcak çorba verirler, yine iltifat etmez. Belki
açlıktan çeneleri kilitlenmiştir diyerek, iki kişi çenelerini açıp kaşık
ile yavaş yavaş ağzına koymaya başladıkları zaman, Ebû Abdullah
Hazretleri, gülmeye başlar. Kaafile reisi:
— Be hey adam, sen divane misin? Bu ne haldir? Halbuki baygın değilsin,
aklın da başında olduğu halde böyle etmene sebeb nedir?
— Cenabı Hak kullarına rızkı nasıl verip ihsan eylediğine, yakînim
ziyade olması için buraya gelerek, bu hali ihtiyar ettim. Anladım ki,
gerek bizzat ve gerek vasıta ile her hususta kullarının rızkını ihsan
edicidir, der.
Daha sonra da o kaafileye kendisini bildirir. Ehl-i kaafile de hemen Ebû
Abdullah Hazretlerinin müridleri arasına katılırlar.
* * *
|