|
İKİNCİ HİKÂYE
Hz. Musa Aleyhisselâm bir gün İlhâm-ı Rabbânî ile Antakya şehrine gider.
Şehrin kapısında salih bir zat ile karşılaşır. O zat:
— Ya Musa, bu şehirde hiç kimsede konuk oldun mu?
— Hayır ey kimse, olmadım.
— Eğer olmak isterseniz, buyurun diyerek evine davet eder. Hz. Musa
Aleyhisselâm da «Davete icabet lâzımdır.» diyerek o zatın evine teşrif
ederler.
O zat elinden geldiği kadar bir şeyler hazırlar ve Hz. Musa
Aleyhisselâma ikramda bulunur. Yemekten sonra Musa Aleyhisselâm, Şam
tarafına gideceği için o zata veda eder. O salih zat:
— Ya Musa, yürüyerek gitmekten, binek ile gitmek daha iyidir Binek ister
misiniz? diye sorar. Hazreti Musa da «Olursa daha iyi» diye cevap verir.
Bunun üzerine o zat evinin üzerine çıkarak gökteki bulutlara bakar. Bir
parça bulut gelerek «Ya veliyyullah muradınız nedir?» diye sorar. O da
nereye gittiğini sorunca, Horasan tarafına gittiğini söyler. «Sana lüzum
yoktur.» der ve o bulut gider.
Başka bir parça bulut gelir, O da Irak tarafına gittiğini söyler. Onu da
gönderir.
Üçüncü bir bulut daha gelir ve ona sorduğu zaman, Şam tarafına gittiğini
söyleyince «Ya bulut, sana bir emanetim vardır, aşağı in.» der. Bulut da
aşağı inerek Hz. Musa Aleyhisselâmı alır ve kısa bir zaman zarfında
Şam'a ulaştırır.
Musa Aleyhisselâm:
— Ya Rabbî! Benim itikadım o idi ki, bu zamanda arz üzerinde ben
kulundan efdal ve ekrem bir kulun yoktur. Halbuki velilerinden bir
kulunun duasına muhtaç oldum. Bu mertebe ve keramete o kulun nasıl
ulaştı, deyince, Cenabı Hak:
— Ya Musa! O kuluma, o kerameti ebeveynine ziyade hürmet ve riâyet
ettiği için verdim. Bu, dünyada olan ihsanımdır. Âhirette vereceğim
nimetler ise hudutsuzdur, diye buyurmuştur.
* * *
|