|
ONUNCU HİKÂYE
Hz. Musa Aleyhisselâmın, hem amca oğlu, hem de eniştesi olan Kâarun,
önceleri Musa Aleyhisselâma iman ediyordu. Gündüzleri oruç tutar ve
geceleri de namaz ile meşgul olurdu. Ve lâkin çok fakir v ehl-i iyaline
bakmakta zorluk çekerdi. Hak Celle ve Âlâ Hazretleri Musa Aleyhisselâma
Tevrat'ı şerifi altun ile yazmasını emir buyurunca, Hz. Musa:
— Ya Rabbî, halimi biliyorsun, ben fakirim diye tazarrû etti.
Bunun üzerine Cenabı Hak Hz. Musa'ya simya ilmini öğretir v Hz. Musa da
o emri yerine getirir. Daha sonra Hz. Musa Aleyhisselâm Kâarun'un
fakirliğini ve ehl-i iyalinin çekmekte olduğu sıkıntıyı düşünerek, hem
bedenî hem de mâlî ibadetini yerine getirip ecir sahibi olmasını
düşünerek O'na da simya ilmini öğretir.
Kâarun ilm-i simyayı öğrenir öğrenmez, kâr-ı ibadet bu imiş diyerek
nihayetsiz mal sahibi oldu. Bir rivayette, hazinelerinin anahtarlarını
70 ve diğer bir rivayette 100 deve götürürdü. Mücahid (R.A. da derki,
her bir anahtar ile 70 hazine kapısı açılırdı.
Kâarun her hangi bir yere gidecek olsa, altun elbiseli ve altun lalıçlı
1000 erkek ve 1000 kadın dört bir tarafında giderlerdi. Velhasıl Benî
İsrail iki kısmı olup, bir kısmı Musa Aleyhisselâmın, bir kısmı da
Kâarun'un taraftarı idiler.
Bu hal içerisinde Kâarun, nafile ibadetleri bırakmış ve farzları da
acele kılmaya başlamıştı.
Nihayet Kâarun'un zekat vermesi hakkında vahy-i ilâhî gelir ve Hz. Musa
Aleyhisselâm bunu Kâarun'a tebliğ eder. Kâarun malımh zekâtını hesab
edince, bakar ki çok büyük bir yekûn tutuyor. Kalbi dünya sevgisine
meyleder ve muhabetullah gider. Bir türlü o zekâtı veremez.
Hz. Musa Aleyhisselâm, O'na giderek, emr-i ilâhîye itaat etmesini, dünya
sevgisini Hz. Allah'ın muhabbetine tercih etmemesine dâir pek çok
nasihat eder. Fakat Kâarun bunlara hiç kulak vermez. Hatta Hz. Musa
Aleyhisselâma buğzederek, haşa iftira etmeyi tasarlar. Ve:
— Ya Musa, Mısır ehlini toplayalım ve o cemaat içinde seninle bahis
edelim. Eğer açık delil ile bana gâlib olursan, malımın zekâtını veririm.
Ve eğer ben sana gâlib olursam, sen de bundan sonra peygamberlik
davasından vazgeçip bir köşeye çekilirsin, der.
Kâarun hemen güzel bir fahişe kadını kandırarak, Hz. Musa ile mübahese
edeceğimiz mecliste bulunup, cemaat içinde «Ya Musa, benimle filan
vadide zina etmedin mi? Hatta üzerimdeki çocuk da senindir.» dersen,
sana o kadar çok mal veririm ki, ölünceye kadar sana ve evladına yeter,
diyerek kadını kandırır ve razı eder.
Ertesi günü Mısır ahalisi, Kâarun'un geniş olan evinde toplanırlar. Hz.
Musa Aleyhisselâm da gelir. Cemaat Hz. Musa Aleyhisselâmdan biraz vaaz
etmelerini arzu ederler. O da bir kürsü üzerine çıkarak vaaz etmeye
başlar. Vaazının bir yerinde Şöyle buyurur:
— Bir kimse hırsızlık yaparsa elini keserim. Bir kimse eşkıyalık yapsa,
başını keserim ve bir kimse evli olup zina etse taşlayıp helâk ederim.
Hemen dinsiz Kâarun ayağa kalkar ve «Ya Musa, sen de zina etsen ne
yaparsın?» deyince, Hz. Musa Aleyhisselâm da «Eğer ben de (haşa) zina
etsem, Cenabı Hak'kın emri bana bile böyledir.» der.
Bu arada, akılsız Kâarun o fahişeye işaret edip «Ya Musa senin zina
ettiğine dâir, benim şahidim vardır. Zira şu kadın bana söyledi ki, sen
bununla filan vadide zina etmişsin. Hatta karnındaki çocuk da senden
imiş, diyerek, Hz. Musa'yı halk arasında mahcub etmek düşüncesi ile, o
fahişeyi ayağa kaldırır. Ve ey kadın söyle ki bütün insanlar duysun,»
der.
O kadın da söz verdiği gibi yalan ve iftiraya başlayacağı sırada, Cenabı
Hak, O'nun lisanını döndürüp, iftira edeceği yerde şöyle anlatır:
— Ey Benî İsrail! Doğrusu Hz. Musa'nın bu işten haberi yoktur. Kâarun'un
söylediği yalan ve iftiradır. Zira Kâarun, beni çağırıp bir Çok mal
vadederek, bu yolda Hz. Musa'ya iftira etmemi tembih etti. Halbuki Hz.
Musa, Kalîmullah'tır. Öyle bir zata böyle bir adiliği isnad etmeye
Allah'tan korkarım.
Bunun üzerine Hz. Musa Aleyhisselâm gayretüllah ile gadablanıp:
— Ey Allah düşmanı: Bu iftiradan muradın nedir? Beni mahcub edip, Cenabı
Hak'kın emri olan zekâtı vermemek midir? der ve kendi hanelerine döner.
Secdeye varır ve münacât ederek «Ey bütün gizliliklere ve sırlara vakıf
olan Rabbim! Kâarun'un iftirasını sen bilirsin, gayret senindir, der ve
O'nun aleyhine dua eder. O anda Hz. Cibril gelerek:
— Ya Musa! Hz. Allah, Kâarun'un helaki için yeri emrine âmâde kıldı,
diye haber verir.
Hz. Musa Aleyhisselâm kalkar ve doğruca Kâarun'un yanına gider. Kâarun
melun, yüksek bir sedir üzerinde gurur ile oturmaktadır. Hz. Musa
Aleyhisselâm asasını yere vurur ve «Yut» diye yere işaret eder. O anda
yer Kâarun'un sedirini yutar ve melun üzerinden sıçrar. Tekrar «Ya yer
yut» diye emredince, Kâarun'un dizlerine kadar yutar. Kâarun «Aman ya
Musa!» diye yalvarmaya başlar. Fakat Hz. Musa asla iltifat etmez. Tekrar
«Ya yer yut!» deyince, yer Kâarun'u ve kendisine tâbi olanları, bütün
mal ve evladı ile beraber hepsini yutuverir.
Başka bir rivayette de, Hz. Musa'ya o iftirayı edip 4 bin adamı ile
beraber sahraya çıkmıştı. Hz. Musa Aleyhisselâm, melunu yakalaması için
yere emretmesiyle yer bir anda hepsini yutar. Hz. Musa Kâarun'un
yalvarışlarına asla iltifat etmez.
Allahu Teâlâ Hazretleri «Ya Musa! Kâarun ve adamları senden dört defa
yardım istediler. Kabul ve afvetmedin. Eğer ben azîmüşşana bir kerre,
aman ya Rabbi, demiş olsalardı, hepsini afvederdim» buyurur.
Bunun üzerine Benî İsrail arasında, haşa Hz. Musa, Kâarun'un malına ve
hazinelerine tama ederek O'nu yere geçirdi diye bir takım lakırdılar
ettikleri için, Hz. Musa Aleyhisselâm yere tekrar «Yut» diye emredince,
bu defa yer bütün mal ve hazinelerini de yutar.
Ehl-i işaret, Kâarun'un helakine sebeb üç şeydir, demişler. Birisi,
dünya sevgisi. İkincisi, emr-i lâhîye muhalefetle zekâtı vermemesidir.
Üçüncüsü de Hz. Musa Aleyhisselâma iftira etmiş olmasıdır.
Bir adama dünya teveccüh etse, fakir ve zayıflara ihsan etmekle malı
eksilmez. Belki kat kat artar. Bir kimseden dünya yüz çevirse, o kimse
dünyaya ne kadar hırsla sarılsa, yine de iki yakasını bir yere getiremez
ve belki perişan olur.
Bu bakımdan kişi, az çok ne ise Cenabı Hak'kın ihsan ettiğine razı olup
şükretmesi lâzımdır.
* * *
|