|
SIRIĞIN TEPESİ
Hoca Merhumun bir miktar parası vardı. Birgün düşündü-taşındı bunu
hırsızlardan nasıl korurum, diye bir plan hazırladı. Parayı alıp bahçeye
gömdü. Şöyle geri çekilip bakınca:
— Ben hırsız olsam bu parayı gözü kapalı bile bulurum, diyerek parayı
oradan aldı. Sonra aklına şöyle bir fikir geldi. Parayı bir keseye
doldurdu. Uzunca bir sırık buldu. Keseyi de sırığın tepesine sımsıkı
bağladı. Sonra da sırığı alıp evinin önünde bir tepeye dikti. Biraz jeri
çekilip bakınca anladı ki, sırığın tepesine adamın boyu yetişemez:
— Bu parayı çalacak hırsız kuş değilya, sırığın tepesinden bu parayı
nasıl alsın diyerek, parayı gayet emin bir yere sakkladığı kanaatiyle
eve gitti. Meğer ki, hırsızın birisi hocayı bu işleri yaparken bile
takip edermiş. Hemen gidip parayı sırığın tepesinden indirdi ve paranın
yerine biraz sığır pisliği sürdü.
Ertesi gün Hoca'ya para lâzım olmuştu. Gidip parayı alayım diye sırığın
yanına gelip baktı ki, para kesesiyle beraber yok. Yerinde ise ancak
öküz pisliği var. Hoca dalgın dalgın düşünmeye ve kendi kendine «Allah
Allah! Ben insan yetişemez diyordum, fakat bu sıngın tepesine sığır
nasıl yetişip de oraya pislemiş» diye söylenmeye başladı.
* * *
|