|
ELE YARANILMAZ
Bir gün hoca merhum, oğlunu eşeğe bindirmiş kendisi arkasından ağır ağır
yürüyerek köye gidiyorlarmış. Yolda bunları görenler:
— Dünya tersine döndü galiba! Baksana hale! ihtiyar adam yerde yürüyor
da parmak kadar çocuk eşeğin üzerinde. Ne ayıp şey değil mi? diye
söylenmeye başlamışlar.
Bu sözleri duyan hoca merhum, merkepten oğlunu indirip kendisi binmiş.
Biraz gidince birkaç kişiye daha rastlamışlar. Onlar da:
— Şu hale bakın siz! Koskoca adam binmiş eşeğe, parmak kadar çocuk
arkasından yetişeyim diye ter döküyor, insanoğlu işte, hep kendini
düşünür, diye konuşmaya başlamışlar.
Bu sözleri de duyan hoca:
— Oğlum en iyisi gel beraber binelim. Bakalım ne diyecekler? demiş.
Hoca önde, oğlu arkada giderken birkaç kişi daha görmüş onları. Onlar
da:
— Şu insanoğlunda merhamet diye bir şey kalmadı. Baksana eşeğin beli
nerdeyse yere değecek. Yerde yürüseler sanki ölecekler mi? Azıcık Allah
korkusu olan insan böyle yapmaz, gibi sözler söyleyerek uzaklaşmışlar.
Hoca bu sefer:
— Oğlum en iyisi mi, ikimiz de yürüyelim, öyle ettik olmadı, böyle ettik
olmadı. Bir de bu şekil deneyelim bakalım, demiş.
Eşek önlerinde, onlar arkada yollarına devam ederlerken, birkaç kişi
daha görmüş bunları. Onlar da:
— Şunlarınki de akıl mı yani? Eşek önlerinde bomboş gidiyor da her ikisi
de şu sıcakta yerde yürüyorlar, insan, boş eşşek olur da binmez mi hiç?!,
demişler.
Bu sözleri de duyan hoca:
— Gördün ya oğul, her kafadan bir ses çıkıyor. Ne yapsan beğenmiyorlar.
En iyisi bildiğinden şaşmayacaksın. Elin ağzı torba değil ki, büzesin!..
demiş.
* * *
|