|
HZ. FATMA'DA ZUHUR EDEN HAL
Nübüvvetin sekizinci yılı idi. Sallallahu Teâlâ aleyhi ve sellem
Efendimiz, sırtını dayamış oturmakta idi.
Arap kadınlarından süslü elbiseler giyinmiş bir kadın ve kız topluluğu
yanlarına gelerek :
— Ya Muhammed! Her ne kadar kabilelerimiz ayrı ise de aynı şehirde
oturuyoruz, aynı yerdeyiz... Bugün bir toplantı tertip ettik... Arap
kadın ve kızları bir araya gelecekler. Sizden ricamız, Kızınız Fâtıma'ya
müsaade ediniz de, toplantımızı şereflendirsin. Böylece kopmak üzere
olan ülfet bağlarımız da yenilenmiş olur, dediler.
Resûlullah (s.a.v.) Efendimiz Arap kadınlarının bu isteklerini
reddetmeyi uygun bulmadı :
— Siz gidin, ben Fâtıma'yı gönderirim, buyurdu.
Bir müddet sonra, Hazreti Fâtıma Validemiz gelmişti.
Hazreti Peygamberimiz :
— Ya Kızım Fâtıma! Cefa gördükçe vefalı davranmamız, yabancılık gördükçe
aşinalık etmemiz, kötülük görünce iyilik etmemiz için bize emir vardır.
Ey gözümün nuru! Arap kadınları tertipledikleri bir topluluğa şeref
vermenizi benden istediler. Ben de onların isteklerini reddetmedim.
Şimdi ahde vefayı yerine getirmek senin rızana kaldı. Ne dersin?
buyurunca, Ummül Mü'minin Fâtımat'üz - Zehra (r.a.)
— Ey sevgili babacığım, senin verdiğin sözün yerine getirilmesini, ben
de isterim. Lâkin ben onların yanına hangi kıyafetle gideceğim. Şimdi
oraya, Utbe'nin, Şeybe'nin, Ebû Leheb'in ve Ebu Cehl'in kızları da
gelecek. Onlar rengâ - renk elbiselerle gelmişler, en yüksek yerlere
oturmuşlardır. Ben böyle dört peşli elbise ile onların yanına varırsam,
bana aşağılayıcı sözler söyleyeceklerdir, dedi.
Hazreti Peygamberimizin gözleri yaşardı:
— Ey kıymetli kızım, onların basiretleri kısadır. Sadece dış âlemi
görürler, mânâ âlemini görmezler... Onların zahiri libasları varsa senin
de mânevi zinetlerin vardır, îlim ve takva libasımız olduğu müddetçe
f.uii libasa itibar nedir, buyurdular.
Tam bu konuşma cereyan ederken, Cebrail aleyhisselâm nazil olup, şu
hükmü tebliğ etti :
— Ya Resûlallah!.. Fâtıma o topluluğa gidecek ve onun toplantıya
iştiraki anında bazı gizli sırlar açığa çıkacaktır. Bunun üzerine
Hazreti Peygamberimiz :
— Ey iki gözümün nuru kızım!.. Şu anda Cebrail geldi, senin gitmekliğini
bildirdi, buyurunca, Fâtımâ't-üz Zehra validemiz:
— Canım sana feda olsun ey Allah'ın Resulü, Ben sana muhalefet etmedim,
oraya gitmeyeceğim de demedim... Ancak düşünüyorum ki, dünya ahiretin
matem sarayıdır. Bu matem sarayında düğün ve derneklerde hazır bulunmak
münasip düşmez demek istedim. Madem ki ferman nazil olmuştur gideceğim,
dedi ve örtüsünü başına alıp, o toplantıya gitmek üzere, evden ayrıldı.
Bu arada, arap kadınları, toplantı yerine erkenden gelmiş ve süslü, allı
yeşilli elbiselerinden ne varsa giyinmişler, hazreti Fâtıma'nın, nasıl
bir eski elbise ile toplantı yerine geleceğini konuşuyorlar ve:
— Şimdi o bizim aramıza nasıl girecek... Çünkü mutlaka eski ve yamalı
bir libas giymiş olacaktır. Mutlaka üzülecek, belki de bizim debdebeli
halimizi görünce ağlayacaktır, diyerek birbirlerine takılırlardı. Bir de
ne görsünler... Cenabı Allah, Fâtıma'ya öyle cariyeler, cennet
elbiseleri ve öyle hizmetçiler göndermişti ki görenlerin hayran
kalmaması imkânsızdı. Hazreti Fâtıma'nın mübarek başında öyle
mücevherler, zarif vücuduna öyle güzellik veriyordu ki; sanki hazreti
Fatıma, gök yüzündeki ay, onun yanındakiler ise birer yıldız gibi
parlıyorlar, bu manzarayı görenlerin gözleri kamaşıyordu... Cariyelerin
kimi eteğini tutmuş, kimi üzerinde bir şey dokunmasın diye önünü
temizliyor, kimisi de önüne geçmiş, ışık saçıyordu.
Bu hali gören Kureyş kadınları, hayrette kalmışlar:
— Bu gelen kimin kızı!.. Hangi şahsın kızıdır, bu kız... Biz dünyada
böyle güzellik ve böyle ihtişam görmedik, dediler ve en yüksek sedirleri
hazreti Fâtıma'ya' bırakıp buyur ettiler.
Sonradan öğrendiler ki; O, Hazreti Muhammed'in, (s.a.v.) kızı
Fâtıma'dır. îmana istidadı olanlar, yanına sokulup nasiplendi, nasibi
olmayan muannitler ise, kin ve hasetlerinden orada durmayıp toplantı
yerini terkedip gittiler.
Hazreti Fâtıma validemiz, şöyle diyordu :
— Ey Kureyş'in sevgilileri!.. Bizim manevî gıdamız, tesbih ve cehlildir.
Babamın getirdikleri, dünya ve ahiret saadetini sağlar... Eğer siz de
bize yakın olmak isterseniz, kalbinizde îman ışığını yakın!.. Şehadet
kelimesi getirip İslâmiyeti kabul edin!., buyurdu.
Ve orada bulunan kadınların tamamı îslâmiyeti kabul edip, îmana
geldiler. Böylece de Hazreti Fâtıma'nın oraya gitmesindeki hikmet zuhur
etmiş oldu.
* * *
|